| |
KKTC ekonomisi bir ada
ekonomisinin özelliklerini taşımaktadır. Doğal kaynakların kısıtlı
olması, ulaştırma ve enerji problemleri, bir ada ekonomisi olmasından kaynaklanan
en tipik sorunlardır. Bunlardan da önemli bir diğer sorun ise Türkiye
haricinde diğer ülkelerce diplomatik olarak tanınmamasından kaynaklanmaktadır.
Türkiye ile kurulan
sıkı ekonomik ve siyasi ilişkiler, para birimi olarak TL'nin kullanılması,
KKTC ekonomisinin, gerek yapısal olarak, gerekse konjonktür dalgalanmaları itibariyle
Türkiye ekonomisinden etkilenmesine yol açmaktadır.
1974 yılından sonra
Türkiye ile geliştirilen ekonomik ilişkiler; özellikle de bavul
ticareti ve turizm, ekonomik aktivitenin canlı kalmasına yol açmıştır.
Ancak, zaman içinde Türkiye'nin dış ticaretini serbestleştirmesi
nedeniyle gerileyen bavul ticareti, tarımda 1989-1991 döneminde ard arda yaşanan
üretim kayıpları büyüme hızındaki dalgalanmanın artmasına neden olmuştur.
1991 yılında Körfez Krizi ve 1994 yılında Türk lirasının hızlı değer
kaybının yansımaları neticesinde yaşanan ekonomik durgunluk yapısal sorunları
açığa çıkarmıştır.
Refah düzeyinin
kısa sürede artırılması için sıkça başvurulan populist politikalar
orta vadede istikrarlı bir büyüme sağlayamamıştır. Sözkonusu
politikalar zaman içinde sosyal güvenlik sisteminde tıkanma, kamu istihdamında
şişme ve işgücü piyasalarının katılaşması gibi
yapısal sorunları ortaya çıkarmıştır. Ayrıca, iç pazarı yetersiz
büyüklükte olan KKTC ekonomisinin, KKTC'nin tanınmaması nedeniyle
dış ticarette yaşadığı güçlükler ve 1994 yılındaki
AT Adalet Divanı kararlarının dış ticaretteki olumsuz etkileri yukarıdaki sorunları
daha da ağırlaştırmıştır. Artan sorunlar karşısında kısa
zamanda gelir kaybına yol açabilecek ancak uzun dönemde yapısal düzelme
sağlayacak önlemler alınamamış, populist politikalar sürdürülmüştür.
Böylece, bir çeşit kısır döngüye girilmiştir.
Mevcut politikaların
sürdürülmesi durumunda, Kuzey Kıbrıs ekonomisindeki duraklama eğiliminin
devam etmesi kaçınılmazdır. Bu durum, Kıbrıs ve Türkiye'nin ortak uluslararası
politikasını zayıflatabilecektir. Böyle bir sonuca izin verilmesi gerek Türkiye
gerekse KKTC açısından mümkün değildir. Bu nedenle, gidişatın
bugünden gözlemlenebilen ipuçları doğru değerlendirilmeli
ve çözüm yolları vakit geçirilmeden araştırılmalıdır.
KKTC'nin kendi dinamikleriyle bu sarmaldan kurtulabilmesinin çok zor olduğu,
dolayısıyla, Türkiye'ye bu konuda önemli görevler düştüğü
açıktır. Bu rapor, makroekonomideki yapısal problemleri belirlemek, çözüm
için öneriler geliştirmek ve bir tartışma platformu oluşturmak
doğrultusunda atılmış bir adımdır.
2.1. Nüfus
Kıbrıs adasının toplam
9,250 km2lik alanının yaklaşık olarak %36'sı olan 3355 km2 KKTC topraklarıdır.
Adanın %59'luk kısmı Kıbrıs Rum Yönetimi, %5'lik kısmı ise Birleşmiş
Milletler ile İngiliz üsleridir.
KKTC'nin toplam nüfusu
15 Aralık 1997 tarihli nüfus sayımı sonuçlarına göre 188,662'dir.1 1977 yılından sonra yıllar itibariyle düzenli bir şekilde
artan nüfusun son 10 yıllık ortalama artış hızı %1.1 olmuştur. Nüfusun
%60.2'si köylerde, %39.8'i de merkezlerde yaşamaktadır. 14 yaşın
altındakilerin toplam nüfusa oranı %27'dir. Beklenen yaşam süresi
72 yıl; ölüm oranı 1994 yılı tahminlerine göre %0.8'dir.
KKTC'de okuma yazma oranı yüksektir. Okuma yazma oranı %93 civarındayken, 6
yaş üzerindeki nüfusun içinde üniversite mezunlarının
payı da %9'a yaklaşmaktadır.
2.2. Genel Denge ve Ekonomik
Büyüme
1983 yılının Kasım
ayında KKTC'nin kurulmasından sonra ekonominin büyüme hızında belirgin
bir artışla birlikte 1990'lı yıllara kadar istikrar da gözlenmeye başlamıştır.
1984 yılından önce oldukça geniş bir aralıkta dalgalanan büyüme
hızı, bu tarihten sonra 1991 yılına kadar %5-%9 aralığında seyretmiştir.
1986 yılında Türkiye ile yapılan protokolden sonra KKTC'nin serbest piyasa ekonomisine
geçişi hızlanmıştır. Kamu hizmetleri ve ulaştırma-haberleşme
sektörlerinin yanısıra imalat sanayine de önemli yatırımların yapılması
ekonomik aktiviteyi canlandırmıştır. 1978-86 döneminde %3.9 olan ortalama
büyüme hızı 1987-1990 döneminde %7'ye yükselmiştir.
1990 Körfez Krizi
Kıbrıs ekonomisinde bir dönüm noktası olmuştur. Yılın ilk yarısındaki
hızlı büyüme nedeniyle 1990 yılının büyüme hızı %5.7 olarak gerçekleşmişse
de, 1991 yılıyla beraber krizin etkileri daha ağır olarak hissedilmiştir.
Aynı zamanda 1991 yılındaki Polly Peck davası ve yatırımların durması, büyümeyi
neredeyse körfez krizi kadar olumsuz yönde etkilemiştir. 1990 yılının
ardından 1991 yılı da tarım sektörü açısından kuraklık nedeniyle
kötü geçmiştir. Sonuç olarak, ekonomi 1991 yılında
%5.3 küçülmüştür. Ekonomi 1992 ve 1993 yıllarında
ulaştırma-haberleşme ve ticaret sektörlerine yapılan yatırımlarla
toparlanmış ve sözkonusu yıllarda sırasıyla %7.8 ve %5.9 oranında büyüme
yaşanmıştır.
1994 yılında Türkiye'nin
yaşadığı kriz KKTC'yi de derinden sarsmıştır. Türkiye'de
yaşanan enflasyon, KKTC'nin de TL kullanması nedeniyle enflasyonu ve faiz oranlarını
yükseltmiş, ihracatın %25'inin yapıldığı Türkiye'deki iç
talep daralmasının da etkisiyle, ekonomik aktivite hızla yavaşlamıştır.
Aynı yıl içinde tarımda yeniden ciddi bir kuraklık sorunu yaşanması,
tarım sektöründe %12'yi bulan üretim gerilemesini de beraberinde getirmiştir.
Bunların yanısıra, AT Adalet Divanı'nın Temmuz ayında almış olduğu bir
kararla AB ülkeleri KKTC'de üretilen tarım ürünleri ithalatını
durdurmuş, sanayi ürünlerine de ortak gümrük vergisi uygulamaya
başlamıştır. Böylece, 1981 ve 1991 yıllarından sonra bir kez daha
ekonomide daralma gözlenmiştir.
1994 krizi, kamu ağırlıklı
ekonomideki yapısal sorunlarla birleşince, kriz sonrası toparlanma dönemini
güçleştirmiştir. Türkiye'de özel sektörün
dinamizmine bağlı olarak krizden hızla çıkılmış ve ardından gelen
üç yılda %7-8 civarında büyüme hızları yakalanmış olmasına
karşılık, KKTC'de kriz sonrasında ekonomi 1984-1989 dönemindeki büyüme
performansını yakalayamamıştır. 1995-1996 yıllarında ekonominin büyüme
hızı sırasıyla %2.6 ve %2.9 olarak gerçekleşmiştir. 1993 yılındaki
sabit sermaye yatırımı düzeyinin ancak 1997 yılında yakalanacağı tahmin
edilmektedir.
Devlet Planlama Örgütünün
tahminlerine göre, %6'lık bir büyümenin hedeflendiği 1997 yılında
tarım sektöründe %30'a varan gerilemenin ve sanayi sektöründeki
%1 civarındaki daralmanın etkisiyle ekonomi ancak %1.7 oranında büyüyebilecektir.
Bu durumda KKTC'nin cari fiyatlarla GSMH'sı 116.4 trilyon TL olacaktır. Dolar olarak
ifade edildiğinde ise GSMH'nın yaklaşık 770 milyon dolar civarında gerçekleşmesi
beklenmektedir. Böylelikle kişi başına milli gelir 4,200 dolar dolayında
kalacaktır.2
KKTC'de toplam katma
değerin en büyük kısmını %17 ile kamu hizmetleri oluşturmaktadır.
Kamu hizmetlerini takiben, milli hasıla içindeki %14'lük payı ile toptan
ve perakende ticaret gelmektedir. Ada ekonomisinin getirdiği bir özellik
olarak, toptan ve perakende ticaret, özel sektörün en yoğun
olarak faaliyet gösterdiği alandır. Sanayi üretimi toplam katma
değerin %13'ünü üretmektedir. Genellikle %10-11 düzeyinde
bir paya sahip olan tarım üretimi payının ise 1997 yılındaki üretim daralması
nedeniyle %8'e inmesi beklenmektedir.
GSYİH içinde
1986 öncesinde %17 civarında olan tarım sektörünün payı, 1996
yılına gelindiğinde %11 civarına inerken, toptan ve parakende ticaretin payı
da %17'lerden %14'lere gerilemiştir. Aynı dönem içinde, sanayinin
payı %10'lardan %14'lere yükselmiştir. Kuzey Kıbrıs'ın Türk yönetimi
altında yeniden inşaası altyapı faaliyetlerini canlandırmıştır. Ulaştırma
ve haberleşmenin toplam üretim içindeki payı %7'lerden % 11'e,
inşaatın payı %4'lerden %8'e yükselmiştir.
Devlet Planlama Örgütü
tahminlerine göre 1997 yılında toplam kaynakların yaklaşık olarak %16.2'lık
bir kısmı yatırıma, geri kalan kaynaklar ise tüketim harcamalarına yönelmiştir.
Toplam yatırımların yaklaşık %44'lük kısmı kamu kesimi tarafından, %56'lık
kısmı da özel sektör tarafından gerçekleştirilmektedir. Yurtiçi
tasarrufların GSMH'ya oranı %13.9 iken, yatırımların GSMH'ya oranı %16.6 olmuştur.
Özel sektör tasarruf oranı ise %17.6'dır.2
2.3. İstihdam ve Sosyal
Güvenlik
Kamunun en büyük
işveren konumunda olması, işçilere verilen geniş sosyal
haklar ve yüksek işçi ücretleri, işgücü piyasalarının
esnekliğinin azalmaktadır. Tüm nüfusu kapsayan bir sosyal güvenlik
sistemi ve kamunun neredeyse istihdamı garanti etmesi, özel istihdamın gelişmesini
engellemektedir. İşgücü piyasasındaki bu kamu kaynaklı inelastikiyet,
KKTC ekonomisindeki sorunların ağırlaşmasında önemli bir faktör
olmuştur.
2.3.1. İstihdam
1996 yılı rakamlarına
göre, işgücüne katılma oranı %68'dir. 79,368 çalışanın
%21.3 ile en büyük kısmı kamu hizmetlerinde görev almaktadır. Çalışan
nüfusun %21.2'si tarımda, %12.4'ü ekonomide giderek büyüyen bir
sektör olan inşaat sektöründe çalışırken, %10.5'lik
bir kısım ticaret ve turizm sektöründe çalışmaktadır. Sanayi
sektöründe çalışanlar toplam çalışanların ancak
%10.5'ini oluşturmaktadır.
1977 yılında çalışanların
%42'si tarımla uğraşırken, bu oran 1987'de %30'a, 1996 yılında da %21.2'ye
gerilemiştir. Ayrıca, tarımda büyük bir kısmı Türkiye'den giden
mevsimlik işçi de çalıştırılmaktadır.
Kamu, KİT ve belediyeler
de dahil olmak üzere toplam 16,899 çalışanıyla en büyük
işveren durumundadır. Bir başka deyişle, her beş çalışandan
biri kamu hizmetlerinde görev yapmaktadır.3
1974 yılından sonra
kurulan ekonomik düzende, siyasi nedenler başta olmak üzere, kamu
sektörü hem devlet hizmetlerini yapan, hem sanayi üretimine katkıda
bulunan, hem de turizm gibi alanlarında faaliyet gösteren bir yapıda tanımlanmıştır.
Kuzey Kıbrıs'ta yerleşiklerin hem gelir hem de tüketim talebini kamu sektörü
tarafından karşılamaya yönelik bu ekonomi-politik tercihinin kamu kesimindeki
istihdamın en önemli nedeni olduğu anlaşılmaktadır.
KKTC'de kamu kesiminde
çalışıyor olmanın özel sektöre oranla birçok avantajı
vardır. Kamu çalışanlarının ücretleri özel sektörde çalışan
ve benzer özellikler gösteren kişilere göre daha düşük
değildir; çalışma saatleri ise özel sektöre göre
%10-15 oranında daha azdır. Kamuda çalışanlar için 45 gün
yıllık izin, 42 gün hastalık izni ve diğer sosyal haklar da gözönüne
alındığında kamuda çalışmanın oldukça cazip olduğu
anlaşılmaktadır.4 Dolayısıyla, kamu ve özel
sektörde benzer işte çalışanların, çalışılan
saat başına aldıkları ücretler karşılaştırıldığında,
kamudaki ücretlerin özel sektöre göre daha yüksek olduğu
görülebilir.
2.3.2. İşsizlik
İstatistiklere göre
1996 yılında işsiz sayısı 946, işsizlik oranı %1.2 olmuştur. Ancak,
bu istatistiklerde işsiz kategorisinde değerlendirilenler sadece çalışma
dairesine kaydını yaptıran işsizler olduğu için, rakamlar gerçek
işsizlik oranını yansıtmamaktadır. Çalışma yaşında olan
toplam nüfusun 110,000 civarında olduğu, istihdam edilen 79,368 kişi
dışında kalan yaklaşık 30,000 kişi içinde lise ve üniversitelerde
okuyan 17,500 öğrenci ile erken emeklilikten faydalananlar ve ev hanımlarının
olduğu düşünülürse mevcut nüfus içinde
işsizliğin çok yoğun olarak yaşandığını söylemek
mümkün değildir.
Ancak, işsizliğin
KKTC'li gençler arasında özellikle de eğitimli gençler
arasında giderek yaygınlaştığı da gözlemlenmektedir. Eğitimli
gençlerin önemli bir kısmı KKTC'de almış oldukları eğitimi
kullanabilecekleri iş bulamadıklarından, aile bağlarını kullanarak yurtdışında
çalışmaktadırlar. Bununla birlikte, iş imkanlarının yetersizliği
nedeniyle kapasitelerinin altında çalışan kişilerin sayısının
oldukça yüksek olduğu anlaşılmaktadır.
2.3.3. Sosyal Güvenlik
KKTC'deki sosyal güvenlik
sistemi ve çalışanların özlük hakları birçok gelişmiş
ülke düzeyinin üzerindedir. KKTC'de sosyal güvenlik kapsamı içerisinde
hizmet veren sosyal güvenlik kuruluşları Sosyal Sigortalar, İhtiyat Sandığı,
Emeklilik Müessesesi ve Sosyal Hizmetler Dairesi'dir. Mevcut sosyal güvenlik
sistemi nüfusun tamamını sosyal güvenlik kapsamına almaktadır. İşsizlik
sigortası da mevcuttur. 50 ve daha yukarı yaşlardaki toplam nüfus 37,395
iken, bu kurumlardan aylık alanların toplam sayısı 33,569 kişidir.
Sosyal Sigortalar
kapsamına 14 yaşını doldurmuş çalışan herkes girmektedir.
Sisteme ev hanımı gibi gönüllüler de katılabilmektedir. Gerek kapsam
alanının genişliği gerekse sigorta kapsamından çıkanların sayısının
bilinmemesi nedeniyle Sosyal Sigortalarca tescil edilmiş olan toplam sigortalı
sayısı 114,325 ile toplam nüfusun %61'ine ulaşmış görünmektedir.
Sigortasız işçi çalıştırılmamaktadır. Ancak, çalıştırılan
işçilerin düşük maaşlı gösterilerek prim
ödemelerinden kaçınma eğilimi olduğu bildirilmiştir.
Bu eğilimi kamudan emekli olan ve daha sonra özel sektörde çalışanlar
artırmaktadır.
Sosyal sigortalardan
emekli maaşı alanların toplam sayısı 14,417'dir. 1977 yılında yürürlüğe
giren bir kanunla 15 yıl yatırım yapan ve diğer koşulları yerine getirenlerin
1992 yılında ilk kez emekliliğe hak kazanmasıyla birlikte, bu tarihten sonra
sosyal sigorta emeklilerinin sayısında hızlı artışlar görülmüşür.
KKTC'de 1974 öncesinden
gelen bir ihtiyat sandığı uygulaması halen sürmektedir. Çalışanlardan
prim adı altında %5, işverenden ise depozit adı altında %5 kesinti yapılarak
çalışanın adına fona yatırılmaktadır. Çalışanın iş
azlığı ya da kendi işini kurması nedeniyle işten ayrılması durumunda
hesabına yatırılmış olan paralar faizleri ile birlikte kendisine ödenir.
Çalışanın kendi isteğiyle işten ayrılması durumunda bu
miktarın yarısı ödenir. Amaç KKTC'de çalışan ve emeklilik
hakkına sahip olmayanların sosyal güvencelerinin sağlanmasıdır. 1996
itibariyle sandığa aktif iştirakçi olarak her ay düzenli
yatırım yapanların sayısı ise 21,218'dir. Sandıktan ödeme yapılan kişi
sayısı ise 4,085'tir.
Emeklilik Müessesesi
kamu görevlilerine emeklilik hakkı vermektedir. 1996 yılı itibariyle bu kapsamda
devletten emekli maaşı alanların sayısı 9,775 kişidir. Bunların 7,224
kişisi memur emeklisidir. Kamu sektöründe çalışmakta
olanların sayısı ise 16,899'dur. Dolayısıyla, sistemde her 1 emekliye 1.73 çalışan
düşmektedir. Bir taraftan zaten yüksek olan prim kesintilerini artırmak
mümkün olmamakta, diğer taraftan da sosyal sigorta sistemi kamu
bütçesi içinde giderek daha önemli bir problem haline gelmektedir.
Sosyal Hizmetler
Dairesi'nden yoksul, malul, şehit ve gazi maaşı olarak aylık alanların
sayısı ise 5,292'dir.
Sosyal sigortalarda
uygulanan prim oranları çalışılan kuruma göre %12 ile %21 arasında
değişmektedir. Özel sektörde bir hizmet akdi ile çalışanların
ücretlerinden %8 prim kesilirken, işverenin sosyal sigortaya katkısı %10
olarak belirlenmiştir.
1974 sonrası dönemde
yeniden kurulan sosyal güvenlik sistemi ile siyasi nedenlerle, çalışanlara
çok kapsamlı haklar tanınmıştı. O günün koşulları içinde
1958-1974 arasında mücahitlik yapanların bu görevleri üzerine 10 sene
daha çalışması durumunda emekliye ayrılmalarına olanak tanınmıştı.
Ancak, zaman içinde bu yasada gerekli değişiklikler yapılmadığından
her çalışan bu yasadan yararlanmış, 10 yıllık bir çalışma
hayatı sonrasında, çalışanlar emekliliğe hak kazanmıştır.
30 yaşında emekli olmaya hak kazanan kişiler, hem emekli olmuşlar
hem de özel sektörde çalışmaya devam etmişlerdir.
Kamu sektöründe
uygulanan 10 yıllık hizmetle emekli olabilme hakkı 1985 yılı Nisan ayından itibaren
15 yıla çıkarılmıştır. Sosyal sigortalar kanununda yapılan değişikliklerle
emeklilik için gereken çalışma süresi ve yaş sınırı
1987'de tekrar yükseltilmiştir. Şu anda yürürlükte
olan kanuna göre emeklilik için erkek ve kadın için 25 yıl çalışmış
ve 50 yaşını doldurmuş olmak gerekmektedir. 55 yaşını doldurmuş
kadınlar 20, erkekler ise 25 yıllık çalışma hayatı sonunda emekli olabilmektedir.
60 yaşının üzerindeki çalışan kadınlar en az 12, erkekler
ise en az 15 yıllık çalışma ile emekliye ayrılabilmektedirler.
Ücretler üzerinden
alınan vergiler ve sosyal güvenlik kesintileri dikkate alındığında çalışanların
net ücretleri ile brüt ücretleri arasında %40 civarında bir fark oluşmaktadır.
Ancak, asgari ücret vergi dışıdır.
Kamu çalışanları,
emekli sandığına yaptıkları prim ödemelerini kamu sektöründen
özel sektöre geçerken taşıyamamaktadırlar. Bu durum kamuda
çalışanların, ekonomik koşullar elverse dahi özel sektöre
geçişini engelleyen önemli bir unsurdur. Devletin sosyal güvenlik
fonlarına katkı yapmaması sistemin sorunlarını daha da ağırlaştırmaktadır.
Tek sosyal güvenlik sistemine geçiş için çalışmalar
yapılmasına karşılık henüz yasalaşarak sonuçlanmamıştır.
2.3.4. Sendikalaşma
Çalışanlara
örgütlenme hakkı, merkezi idare de dahil olmak üzere hem kamu sektöründe
hem de özel sektörde tanınmıştır. KKTC'deki işçi federasyonları
Dev-İş (Devrimci İşçi Sendikaları Federasyonu), Türk-Sen
(Kıbrıs Türk İşçi Sendikaları Federasyonu) ve Hür-İş
(Hür İşçi Sendikaları Federasyonu) dır. En fazla üye sayısı
olan federasyon 1954'de kurulmuş olan Türk-Sen'dir. Hür-iş
ise 1993 yılında kurulmuştur ve 2,816 üyeye sahiptir. Dev-İş 1,016
üyeye sahiptir. Ayrıca, 1996 yılı itibariyle bu federasyonlara bağlı
olmayan 13,362 sendikalı işçi bulunmaktadır. Toplam olarak KKTC'deki
sendikalı işçi sayısı 22,390'dır. Toplam istihdamın 79,368 olduğu
hatırlanırsa, sendikalaşma oranının %28 ile oldukça yüksek olduğu
anlaşılmaktadır.
KKTC'de işçilerin
grev hakkı bulunmakta, ancak işverenin lokavt hakkı bulunmamaktadır. Grevler
genellikle kamu kesiminde ücret artış dönemlerinde başvurulan
bir yöntem olup, özel sektörde yaygın değildir.
2.3.5. Asgari Ücret
KKTC'de asgari ücret
yılda bir ya da iki kere belirlenmektedir ve vergiden muaftır. 1 Eylül 1997
tarihinde belirlenen asgari ücret 33 milyon 800 bin TL'dir. 1.1.1998 tarihinde
asgari ücret 50,250,000 TL'ye yükseltilmiştir. Yapılan hesaplamalara
göre son 10 yıl içinde asgari ücret, zaman zaman dalgalanmakla beraber,
genellikle enflasyon oranı civarında artırılmıştır. Eylül 1997 ve Ocak
1998'de yapılan ücret artışlarıyla asgari ücretlilerin reel gelirleri
önemli ölçüde artırılmıştır.
2.4. Enflasyon
KKTC Türk lirasını
resmi para olarak kabul ettiğinden Türkiye'de yaşanan enflasyon
ekonomiyi direkt olarak etkilemektedir. Kendi para birimi olmayan KKTC'de enflasyon,
yerel para politikasından kaynaklanan bir olgu değildir. KKTC'deki enflasyon
Türkiye'deki enflasyona paralel bir seyir izlemektedir. Ancak, küçük
ölçek ekonomisi olması nedeniyle yerel üretim yapısının yetersizliği,
enflasyon oranında büyük dalgalanmalara neden olmaktadır.
Genellikle Türkiye'deki
enflasyonla birlikte seyreden KKTC enflasyonu, 1994 yılında Türkiye'de yaşanan
kriz ve yukarıda sözedilen olumsuz gelişmelerin etkisiyle Türkiye'dekinin
iki kat üzerinde yaşanmıştır. 1994 yıl sonu (tüketici fiyatları)
enflasyonu Türkiye'de %105 olurken, KKTC'deki enflasyon %215'i bulmuştur.
1995-96 yıllarında da enflasyon Türkiye'dekine paralel bir seyir izlemiştir.
1997 yılında enflasyon %81.7 olmuştur.
2.5. Kamu Kesimi Dengesi
KKTC'de devlet bütçesi
1988'e kadar olan dönemde yüksek açıklar vermiştir. 1988'den
1990 yılına kadar geçen dönemde, bir yandan gelirler yükseltilirken
bir yandan harcamalar kısılmış, böylece kamu kesimi borçlanma gereği
GSMH'nın %3'ü civarında kalmıştır. 1990 yılındaki Körfez Krizi ve
1991 yılındaki olumsuz ekonomik gelişmeler ve ekonomideki durgunluk, kamu gelirlerini
azaltırken sosyal harcamaların artmasına yol açmış ve kamu finansman
gereğinin GSMH'ya oranının %8'ine kadar yükselmiştir. 1993 yılıyla
birlikte kamu gelirleri yeniden GSMH'nın %24'lerindeki normal seviyesine dönerken,
kamu harcamaları, sosyal transferlerdeki artışa bağlı olarak artmaya
devam etmiştir. 1995-1996 döneminde kamunun cari giderlerindeki %100'lere
varan artışlar, kamu finansman gereğinin GSMH'ya oranının %10'un üzerine
çıkmasına neden olmuştur. Kamu finansman gereğinin neredeyse
tamamı Türkiye'nin yardımları ile finanse edilmektedir.
1996 yılı itibariyle
bütçe giderlerinin ancak %64'lük kısmı yerel gelirlerle karşılanabilmektedir.
Giderlerin %25'lik kısmı Türkiye'nin yardımlarıyla karşılanmakta iken,
%9'luk kısım iç borçlanma yoluyla finanse edilmektedir. 1997 yılında
ise yerel vergi gelirlerinin cari harcamaları ancak karşılayabildiği
tahmin edilmektedir.
Devlet bütçesine
1996 yılı itibariyle bakıldığında, kamunun ekonomideki ağırlığı
nedeniyle, harcamaların %38'ini personel giderlerinin, %32'sinin sosyal transferlerin
oluşturduğu görülmektedir. Kamu hizmetlerinde çalışan
17 bin kişinin yanısıra, 10 bin kişi civarında da emekli maaşı
ya da sosyal yardım alan bulunmaktadır. Bütçedeki sosyal yardım transferleri
içinde yoksullara yardım, öğrencilere verilen burslar, sağlık
yardımları da yer almaktadır. Özellikle 1994 sonrasında emekli maaşları
ve sosyal yardımların toplamı personel giderlerine yaklaşmaktadır. Personel
giderlerindeki artışı frenlemek amacıyla 1995 ve 1997 yıllarında kamudaki personel
sayısı artırılmamıştır.
Yıllar itibariyle giderek
artan sosyal transferler 1995 yılında % 400 civarında artarak GSMH'nın %14'üne
ulaşmıştır. KKTC'nin yerel vergi ve vergi dışı toplam gelirlerinin,
personel giderleri ve sosyal güvenlik sisteminin büyüyen açığını
bile karşılayamadığı görülmektedir.
KKTC'de, kamu yatırımlarının
GSMH içindeki oranı %2.5-5 arasında dalgalanmaktadır. Yatırımların önemli
bir kısmı altyapı yatırımlarıdır. Türkiye'de olduğu gibi çok büyük
kapasiteler ve tesislerle çalışan kamu iktisadi teşebbüslerinden
söz etmek mümkün değildir. Kamu açıklarında sınırlı
bir payı olan KİT açıklarının finansmanı devlet kefaletiyle ticari bankalardan
yüksek faizlerle yapılmaktadır. Zaman zaman bu borçların bankalara geri
ödemesinde görülen aksamalar mali sistemi olumsuz yönde etkilemektedir.
Türkiye ile yapılan
protokol gereği özelleştirme çalışmaları hızlanmıştır.
Özelleştirme çalışmaları kamu açıklarını düşürmeye
yönelik olmaktan çok ekonomideki etkinliği ve verimliliği
artırmayı hedeflemektedir. Ancak, özelleştirme teşebbüsleri
güçlü sendikalar nedeniyle zorlukla karşılaşmaktadır.
Bütçe gelirlerinin
%75'lik kısmı vergi gelirlerinden elde edilmektedir. Ancak vergi gelirlerinde 1993
sonrası önemli bir gerileme görülmektedir. 1980'ler boyunca artan
vergi gelirlerinin GSMH'ya oranı 1990 yılında %21.4 ile en yüksek seviyesine
ulaşmıştır. Bu tarihten sonra %18-%20 arasında dalgalanan vergi yükü
1996 yılında %17.9'a gerilemiştir. Toplam vergi gelirlerinin %57'si dolaysız
vergilerden sağlanırken, %43'ü dolaylı vergilerden elde edilmektedir.
1996 yılında 20,956
vergi yükümlüsü kişi bulunmaktayken, tahsil edilen gelir
vergisinin yaklaşık %60'lık kısmı sadece kamuda çalışan memurların
maaşları üzerinden alınan vergilere karşılık gelmekte; aslında kamunun
gerçek vergi tahsilatının görünenin altında olduğuna işaret
etmektedir. KKTC'de özel kesimden vergi tahsilatı oldukça düşük
düzeylerdedir. Teşvikler nedeniyle bazı gelirlerin vergi kapsamı dışında
bırakılması vergi yükünü teşvik almayanların sırtına yüklemektedir.
1996 yılı sonunda 2,605 faal kurumlar vergisi mükellefi toplam 1.6 trilyon TL
kurumlar vergisi ödemiştir. Dolayısıyla, ortalama bir kurumlar vergisi
mükellefi yılda 615 milyon TL vergi ödemiştir.5
1996 yılında yürürlüğe
konulan KDV uygulaması ile süt ürünlerinden KDV alınmazken, eğitimden
%2, temel gıda maddelerinden %6, genel tüketim maddelerinden %10, lüks
tüketimden de %20 KDV alınmaktadır. KDV uygulamasının dolaylı vergi tahsilatı
üzerindeki etkileri henüz bilinmemekle birlikte, 1997 yılı içinde
%70-80 başarıyla uygulandığı söylenmektedir. Fiş ve fatura
alanlara vergi iadesi yapılmaktadır. Önümüzdeki dönemde tahsilatı
artırmak ve KDV uygulamasını halka benimsetebilmek amacıyla, fiş ve fatura
almayı zorunlu kılan ve almayanlara ceza öngören bir kararın alınması beklenmektedir.
2.6. Parasal Sektör
KKTC fiilen bir başka
ülkenin parasını kullandığından para arzı sistemde kontrol edilemeyen
bir değişken olmaktadır. Para arzı merkez bankasının kontrolü altında
değildir. Para arzı diğer ülkelerde olduğu gibi merkez
bankası yükümlülükleri ile ilgili olmaktan çok, Türkiye
ile yapılan ticaret ve KKTC-Türkiye arasındaki sermaye hareketleriyle ilgilidir.
Dolayısıyla, emisyon kontrolü mümkün olmamakta, faizler ve kurlar
sisteme dışsal birer değişken olarak girmektedir.
Merkez Bankası kaynaklarının
yaklaşık üçte birlik kısmı mevduat munzam karşılıklarından,
üçte birlik diğer bir kısmı ise mevduat hesaplarından oluşmaktadır.
KKTC'deki mevduat munzam karşılık oranı %15 olarak belirlenmiştir ve
merkez bankasındaki munzam karşılık olarak tutulan hesaplara yıllık %12 faiz
uygulanmaktadır. Merkez Bankasındaki mevduatın önemli bir kısmı Türkiye'den
sağlanan ve Merkez Bankasında tutulan kaynaklardır.
1984 yılında faizler
serbest piyasa koşullarında belirlenmeye başlamıştır. 1986 yılında
Türkiye ile yapılan protokole bağlı olarak KKTC ekonomisinin serbest
piyasa kurallarına geçişi hızlanmıştır. Bu çerçevede
bankalar, para ve kambiyo işleri yasalarında liberal bir anlayışa uygun
değişiklikler yapılmıştır. 1990 yılında off-shore bankacılık hizmetleri
yasası ve tüzüğü yayımlanarak yürürlüğe
girmiştir. 1992 yılında bankalar döviz kurlarını serbestçe belirlemeye
başlamışlardır.
KKTC'de 37 tane banka
yaklaşık 1,000 çalışanıyla hizmet vermektedir. Sözkonusu
bankaların yaklaşık olarak yarısı 1993 yılından sonra kurulmuştur. Ayrıca,
34 adet off-shore banka KKTC'de hizmet vermektedir. KKTC'de off-shore bankaların
açılma nedenlerinin ilki olarak Türkiye'de faaliyet göstermek üzere
banka açılmasının güçlüğü gösterilmektedir.
Türkiye'de banka açamayanlar için, KKTC'de banka açıp Türkiye'de
açacakları şubeler yoluyla faaliyet göstermek cazip olmuştur.
KKTC'de banka kurmak için gerekli sermayenin yanlızca 50 milyar TL olduğu
da dikkate alındığında bu yöntemin cazibesi artmaktadır. Türkiye'de
şubesi olmayan bazı bankalar ise Türk bankalarıyla anlaşmalar yapmakta
ve bu bankalar aracılığıyla Türkiye'de işlemlerini gerçekleştirmektedirler.
Off-shore'ların açılmasındaki ikinci bir neden Kıbrıs'ın Türkiye'den
daha yakın bir zamanda AB'ye girebileceği ve bir AB üyesi ülkede
bankaya sahip olmanın avantajlarının kazanılacağının düşünülmesidir.
Son zamanlarda off-shore kurulmasının hızı kesilmiştir. Bunun nedeni de yatırımcıların,
Rumlarla bir anlaşma olasılığının azalması dolayısıyla AB entegrasyonunu
mümkün görmemesidir.
KKTC'deki yetkili bankaların
(merkez bankası dahil, off-shore bankalar hariç) toplam aktifleri GSMH'nın
%149'udur. Bu rakam, Türkiye ve diğer ülkelerle karşılaştırıldığında
yüksek bir orandır. Bankaların toplam kaynaklarının yaklaşık olarak %66'lık
kısmı mevduattan, %7'si özkaynaklardan, %4'ü ise kredilerden elde edilmektedir.
Bankaların en önemli kaynağı mevduattır.
Toplam mevduatın 1996
yılı sonu itibariyle yaklaşık olarak %70'i döviz cinsinden mevduat, %30'u
TL mevduattır. 1997 yılının Mayıs ayı itibariyle ise döviz mevduatların oranı
%70'den %75'e yükselmiştir. Toplam mevduatın %85'i tasarruf mevduatıdır.
Türk lirası mevduatların ortalama vadesi 86 gün iken, döviz mevduatlarının
ortalama vadesi yaklaşık 193 gündür. Toplam mevduatlar içinde
büyük ağırlığı olan döviz mevduatlarının %40'lık kısmının
bir yıl vadeli olması bankalar açısından önemli bir vade avantajı sağlamaktadır.
Bankacılık sektöründe
özkaynakların oldukça yetersiz olduğu görülmektedir.
Düşük özkaynakla çalışan bankaların riskini azaltmanın
bir yolu olarak da munzam karşılıkların yüksek tutulması tercih edilmiştir.
Yüksek karşılık oranları zaten yüksek olan fonların maliyetini daha
da yükselmektedir. Bankaların 1997 yılında üç aylık mevduata ödedikleri
faiz %85-90 iken, kredi faizleri %140-150 civarında seyretmektedir. Döviz cinsinden
açılan kredilerde mevduat faizleriyle kredi faizleri arasındaki fark daha
makul gözükmektedir. Örneğin dolar cinsinden üç
ay vadeli mevduat faizleri %6 civarındayken, %12 faizle dolar kredisi kullandırılmaktadır.
Bankalar elde ettikleri
kaynağın %31'ini kredi ve avans olarak kullandırmakta, %19'unu ise yurtdışı
bankalarda tutmaktadır. Kaynakların %17'lik önemli bir kısmı da munzam karşılık
ve mevduat olarak merkez bankasına yatırılmaktadır. Kullandırılan kredilerin sektörlere
göre dağılımına bakıldığında toplam kredilerin %54'ünü
ticaret sektörünün aldığı dikkati çekmektedir. Tarım
kredileriyle, şahsi ve mesleki borçlar %16'lık paylarıyla ikinci ve
üçüncü sırada yer almaktadır. Sanayi ve inşaat sektörünün
kullandığı kredilerin toplam ağırlığı ise ancak %5'i bulmaktadır.
İstanbul Menkul Kıymetler
Borsası ile işbirliği ile çalışan KKTC Menkul Kıymetler
Borsası 16.11.1997 tarihinde açılarak faaliyete geçmiştir. Ancak,
1997 sonu itibariyle sadece tek bir şirketin hisseleri piyasaya arz edilmiş
olup, beklenen ekonomik etkiler sağlananamamıştır.
2.7. Dış Ticaret,
Turizm ve Ödemeler Dengesi
Ekonominin ithalata
yüksek derecede bağımlı olması, buna karşılık ihracat olanaklarının
sınırlı olması nedeniyle yüksek düzeylerde seyreden dış ticaret açığı
ekonominin bir başka sorununu teşkil etmektedir. Volkanik bölgede
yer alması nedeniyle ülkede yeraltı zenginliği bulunmamaktadır. Hammadde
yetersizliği ve yüksek taşıma masrafları nedeniyle sanayi üretimi
iç tüketimi karşılayacak ölçüde gelişmemiştir.
Bu nedenle hammaddeden temel tüketim ürünlerine kadar birçok
mal grubu yurtdışından ithal edilmektedir. İthalatın GSMH içindeki payı
1996 yılında %41'e ulaşmıştır. Yetersiz yurtiçi üretim ve
yüksek taşıma masrafları, ihracatın gelişmesini sınırlamıştır.
Genellikle tarım ürünlerine
bağımlı olan ihracat GSMH'nın ancak %9'u civarındadır. Ayrıca, AT Adalet Divanı
karalarından sonra AB ülkelerinin KKTC çıkışlı tarım ürünlerini
almama ve sanayi ürünleri ithalatına vergi koyma kararı zaten düşük
olan ihracatı daha da sınırlamıştır. KKTC'nin yıllık dış ticaret açığının
GSMH'ya oranı %30-35 civarında seyretmektedir.
KKTC'nin 1996 yılındaki
ihracatı 70 milyon dolar, ithalatı 318 milyon dolar, ticaret açığı
ise 248 milyon dolar olmuştur. 1997 yılında ise dış ticaret açığının
ithalattaki artışa bağlı olarak 282 milyon dolara yükselmesi beklenmektedir.
KKTC'nin toplam ticaret hacminin %85'i Türkiye ile yaptığı ticaretten
kaynaklanmaktadır. 1996 yılı itibariyle KKTC Türkiye'den 176 milyon dolarlık
mal alırken, Türkiye'ye 34 milyon dolarlık ihracat yapmaktadır. Türkiye
ile olan ticaret açığı 142 milyon $ ile toplam açığın
yarısını oluşturmaktadır. KKTC'nin ikinci önemli ticaret ortağı
AB ülkeleridir. AB ülkeleri KKTC'ye 90 milyon dolarlık ihracat yaparken,
KKTC'den 25 milyon dolarlık ithalat yapmaktadır.
KKTC ihracatının %44'ü
tarım ürünleri, %18'i ise işlenmiş tarım ürünlerinden
oluşmaktadır. Bir başka deyişle, KKTC'nin ihracatının %62'lik kısmı
tarıma, özellikle de narenciyeye dayanmaktadır. İhracatın %30'luk kısmı da konfeksiyon
ihracatıdır.
İthalatın yapısına bakıldığında
da en fazla ağırlığın makina ve nakliye araçları sınıfında olduğu
görülmektedir. Bu sınıftaki malların toplam ithalat içindeki payı
%25 civarındadır. Yiyecek, canlı hayvan, içki ve tütün ithalatının
payı ise %24'tür.
Yüksek dış
ticaret açıklarına rağmen KKTC cari işlemler dengesi fazla açık
veren bir ülke değildir. Örneğin 1996 yılındaki cari açık
sadece 2 milyon dolar olmuştur. Turizm gelirleri ve diğer görünmeyen
gelirler yaklaşık olarak dış ticaret dengesine yakın miktarda gerçekleşmektedir.
Üniversitelerin
kurulması ve Türkiye'den öğrenci çekmesi turizm gelirlerinde
önemli ve süreklilik arz eden bir artışa neden olmuştur. Son
yıllarda sayıları 13,000'e ulaşan yabancı (yaklaşık 12,000'i TC vatandaşı)
üniversite öğrencileri KKTC ekonomisine dinamizm kazandırmıştır.
Her öğrenciden alınan 3,000 dolar civarındaki harç paraları ve
bunun yanısıra öğrencilerin yaptıkları harcamalar hem ekonomiye döviz
kazandırırken, hem de ekonomik faaliyetleri hızlandırarak yeni iş sahaları
açmaktadır.
Yatırım alanlarının darlığı
ve siyasi ve ekonomik güvence arayışı önemli boyutlarda kaynak çıkışına
neden olmaktadır. Yılda 100 milyon dolar civarında bir kaynak, başta Türkiye
ve İngiltere olmak üzere yurtdışına kısa vadeli sermaye çıkışı
olarak gitmektedir. Sermaye hareketleri hesabında görülen ve normal ithalatın
neredeyse yarısına ulaşan bedelsiz ithalat, bu sermaye çıkışını
karşılamaktadır. TC yardım ve kredilerinin de hesaba katılmasıyla, 1979 yılından
beri her yıl rezerv artışı görülmüştür.
2.8. Türkiye ile
Protokol
Türkiye ile yapılan
kıyı ticareti anlaşması 1995 yılı sonrası ticaret hacmini bir miktar arttırmıştır.
200'den fazla kalem malın içinde %30'un üzerinde katma değer ya
da %40'ın üzerinde yerli hammadde içeren malların Türkiye'ye gümrüksüz
girmesi sağlanmıştır. Ancak, bu imkandan, yeterli kalitede ve rekabet
edebilecek fiyatta mal üretilememesi nedeniyle, fiili olarak ancak 25 kadar
ürün faydalanabilmektedir.
KKTC havayolları üçüncü ülkelerden yaptıkları seferlerde
KKTC'ye inmeden Türkiye'ye inmek zorundadırlar. Bu nedenle ek ulaşım masraflarının
yanısıra havaalanı vergisi de ödemek durumunda kalmaktadırlar. Yapılan girişimler
sonucunda KKTC uçakları Türkiye'deki havaalanlarına hiçbir ücret
ödememektedirler.
3.1.1997 tarihinde
imzalanan KKTC-TC Ekonomik İşbirliği Protokolu ile Türkiye KKTC
ekonomisinde istikrarın sağlanması ve yapısal reform programının uygulanabilmesi
için kaynak ihtiyacının karşılanmasında katkı sağlamayı taahhüt
etmiştir. Bu protokol KKTC'ye, yapısal reformların gerçekleştirilmesi
için 250 milyon dolar tutarında bir kredinin açılmasını öngörmüştür.
Ayrıca, EXIMBANK'ın KKTC şirketlerine 5 milyon dolardan 25 milyon dolara kadar
ihracat kredisi açması üzerine de anlaşma sağlanmıştır.6
2.7.1997 tarihli Bakanlar
Kurulu kararıyla Türkiye Halk Bankası ve TC Ziraat Bankası'nca Türkiye'deki
koşullarla KKTC'deki tarımsal üreticiye, esnaf ve sanatkarlara işletme
ve yatırım kredisi kullandırılması kararı alınmıştır.
TC-KKTC arasında Yatırımlarda
Devlet Yardımları Anlaşması, Ticaret ve Ekonomik İşbirliği Anlaşması
imzalanmıştır. Bu anlaşmalar ile KKTC'de yapılacak yatırımlarda, Türkiye'deki
kalkınmada öncelikli yörelere uygulanan devlet yardımları ve desteklerinden
yararlandırılmaları, mevzuatların uyumlulaştırılması, serbest ticaret koşularının
yaratılması, turizm ve yatırım alanlarında ortak uygulamalara geçilmesi vb.
konularda anlaşma sağlanmıştır.
6.8.1997 tarihli anlaşma
uyarınca tesis edilmiş bulunan Ortaklık Konseyi ilk toplantısını 31.3.1998
tarihinde yapmıştır. Bu toplantıda, KKTC ekonomisinin gelişmekte olan
sektörlerinin kademeli olarak korunmasını da gözönünde tutmak
suretiyle, gümrüklerin uyumlulaştırılması ve serbest ticaret koşulları
çerçevesinde mal, hizmet ve sermayenin serbest dolaşımını, teknoloji
transferini ve yatırımların akışını temel alan ortak ekonomik alan tesis edilmesi
karalaştırılmıştır.
Ancak, yapılan protokollerin,
zaman zaman Türkiye'deki mevzuatlarla uyumlaştırılmasında çeşitli
sıkıntılar ve gecikmeler görülmesi nedeniyle, anlaşmalarda yeralan
hususların bir kısmı şimdiye kadar etkin olarak uygulanamamıştır.
|
|