 |
|
| |
|
|
| |
|
|
| |
|
|
| |
KKTC Ekonomisinin
Önündeki Kısıtlar
|
|
| |
|
|
| |
|
|
| |
3.1. Kamu Kesimi Dengesi
1974 sonrasında ekonominin
yapılanması sırasında önerilen model ve bu çerçevede gelişen
ekonominin bir uzantısı sonucu kamu sektörü ekonomi içinde büyük
bir ağırlığa sahip olmuştur. Barış Harekatını takip eden
dönemde özel sektördeki sermaye birikiminin yeterli olmadığı
düşüncesinden hareketle, imalat sanayi ve hatta turizm dahil olmak
üzere ekonominin tüm alanlarında kamu kaynakları harekete geçirilmiştir.
Ancak, kuruluş süreci koşulları içerisinde değerlendirilmesi
gereken bu yapı, sonraki yıllarda da devam ettirilmiş ve izlenen populist politikalar
kamu kesiminin şişmesine yol açmıştır. Kamu harcamaları
GSMH'nın %40'ına yaklaşmıştır.
Halen %18-20 civarında
olan vergi oranlarını artırarak toplam gelirlerin GSMH içindeki payının daha
da yükseltilmesi ekonomideki gelişmeyi yavaşlatabilecektir. Günümüz
teknolojisinde, KKTC ölçeğindeki bir ekonomi için vergi
oranlarını artırmadan vergi gelirlerini artırmak mümkündür. Vergi
idaresinin etkinliği artırıldığı takdirde vergi oranlarının zaman içinde
daha da aşağı çekilerek özel sektörün rekabet
gücünün artırılması mümkün olacaktır.
KKTC'de kamu açığının
düşürülmesi öncelikle kamu harcamalarının azaltılmasıyla
sağlanmalıdır. Ancak, ekonomik hayatta en büyük paya sahip kamu
kesiminin harcamalarını kısması ekonomide önemli bir boşluk yaratacaktır.
Bu nedenle, kamu harcamalarının azaltılmasının sosyal bünyede huzursuzluğa
yol açmaması için sözkonusu sürecin iyi tasarlanması gerekir.
Kamunun ekonomik hayattan çekilmesinden kaynaklanacak boşluğu,
mevcut yapı içinde özel sektörün doldurabilmesi güç
gözükmektedir. Özel sektörün gelişebilmesi için
ise iş hayatının önündeki başta vergi ve sosyal güvenlik
sistemi olmak üzere etkinliği kısıtlayan faktörlerin ortadan kaldırılması
gerekmektedir. Elverişli bir yatırım ortamı yaratılabildiği takdirde,
özel sektör, TC'den muhtemel yatırımlarla birlikte kamunun küçülmesinden
kaynaklanan boşluğu kapatabilecektir.
3.2. Özelleştirme
Kamu gelirlerinin ancak
cari giderleri karşıladığı bir ortamda kamunun üretim faaliyetlerinden
çekilmesi gerekmektedir. Aksi halde, sürekli olarak yüksek maliyetli
borçlanma ile özel sektör tasarruf fazlası kamu kuruluşlarının
açıklarının finansmanı için kullanılacak ve bu durum sadece mevcut
sorunların daha da ağırlaşmasına neden olacaktır. İmalat sanayinin gelişme
seviyesi dikkate alındığında, KKTC'de gereken özelleştirme sürecinin
Türkiye'dekinden çok farklı olması gerektiği ortaya çıkmaktadır.
Varolan kuruluşların büyüklükleri itibariyle, özelleştirmede
temel amaç, mali etkiler değil, ekonomide etkinliğin artırılması
olmalıdır.
Yapılacak özelleştirmenin
sanayi sektöründe faaliyet gösteren kamu ile özel sektör
firmaları arasındaki haksız rekabete son vermesi; üretimin verimsiz çalışan
ve zarar etmesine rağmen faaliyetleri durdurulmayan kamudan özel sektöre
geçmesiyle verimlilik düzeyini artırması beklenmektedir.
Mevcut kapasiteler
ve talep projeksiyonları dikkate alınırsa, özelleştirme, özellikle
enerji alanında vakit geçirilmeden gerçekleştirilmelidir. Özelleştirme
çerçevesinde akaryakıt dağıtımındaki tekel kaldırılmış
olmakla birlikte, halen piyasanın tekelci yapısı devam etmektedir. Elektrik üretimi
ve dağıtımı konusunda ise, varolan kapasitelerin ancak 2000 yılına kadar talebi
karşılayacağı dikkate alınırsa, yenileme ve kapasite artırıcı faaliyetlerin
bir an önce gerçekleştirilmesi gerektiği ortaya çıkmaktadır.
Maliyeti yüksek bu yatırımların kamu tarafından yapılması gecikebilecektir.
Dolayısıyla, özelleştirme kaçınılmaz gözükmektedir. Ancak,
başta kamu kuruluşları olmak üzere elektrik tüketim bedelinin
tahsil edilmiyor olması elektrik dağıtımının özelleştirilmesinde
önemli bir sorun olarak ortaya çıkmaktadır. Bu sorun aşıldığı
takdirde, Türkiye'li yatırımcıların da elektrik üretiminin ve dağıtımının
özelleştirilmesi konusuna ilgi göstermesi beklenebilir.
3.3. Tasarruf ve
Yatırım
Kıbrıs'ta özel
sektör tasarruf oranı yüksek ancak dalgalı bir seyir göstermektedir.
Resmi istatistiklere göre özel sektör tasarruf oranı %8-%25 arasında
dalgalanmaktadır.2 Gerek istatistikleri toplayan kamu kuruluşlarıyla gerekse bankacılarla
yapılan görüşmeler, tasarruf oranının yüksek olduğu görüşünü
desteklemektedir. Marjinal tasarruf eğilimi de yüksektir. Buna karşılık
özel sektör yatırım oranı %10 civarındadır.
Resmi istatistiklerde
yatırım oranının düşüklüğüne rağmen, işadamları
tasarruflarını tekrar yatırıma döndürmek konusunda istekli olduklarını
bildirmişlerdir. Ancak, aynen Türkiye'de olduğu gibi yüksek
enflasyon ve yüksek faiz döngüsü bir taraftan faaliyetleri azaltırken
diğer taraftan faaliyet dışı yatırımları (mali yatırımlar) cazip kılmaktadır.
Yurtdışına sermaye çıkışı da KKTC ölçeğinde
önemli boyutlardadır. Ayrıca, özellikle imalat sanayiinde KKTC'li işadamının
maliyetleri çok yüksektir. Doğal olarak, düşük
kar marjları ile çalışmak yerine repo vb. yollardan gelir elde etmek
daha cazip olmaktadır. Ayrıca, işadamları, siyasi belirsizlik nedeniyle tasarruflarının
bir kısmını döviz, mevduat ya da menkul kıymet alımı yoluyla ihtiyat amaçlı
değerlendirdikleri görülmektedir. Hızlı bir yatırım hamlesini karşılayacak
bir altyapının sağlanmamış olması da tasarrufların yatırıma dönüşmesini
engellemektedir.
3.4. Parasal Sektör
Bankacılık sektörünün
tasarrufları yatırıma dönüştürmesinin önündeki engeller
esas olarak Türkiye'dekinden çok farklı değildir. En önde
gelen neden faizlerin çok yüksek olmasıdır. Ayrıca, munzam karşılık
ve banka kasalarında bulundurulması gereken likidite miktarı da yüksektir. Karşılık
oranlarındaki yükseklik mevduat faiziyle kredi faizi arasındaki marjın yükselmesine
neden olmaktadır. Yüksek karşılık oranları, bir taraftan düşük
özkaynakla kurulan bankaların likidite risklerini azaltırken, diğer taraftan
kamu kesiminin finansmanına imkan imkan sağlamaktadır.
Merkez Bankası tarafından,
bütçe ödeneklerinin %15 tutarında kamu kesimine açılan kısa
vadeli avans çok yüksektir. Emisyon yaratmadığı için kaynak
bulması daha maliyetli olan KKTC Merkez Bankası, bu kaynak ihtiyacının üçte
birlik kısmını %12 faiz ödeyerek bankacılık kesiminden topladığı zorunlu
karşılıklarından karşılamaktadır. Yüksek karşılık oranları
da kredi faizleriyle mevduat faizleri arasındaki marjın büyümesine neden
olarak üretici kesimin kaynaklara erişimini engellemektedir.
Büyük sermaye
sahiplerinin genellikle bankacılığa da yatırım yaptıkları görülmektedir.
İşletmelerde genellikle özkaynak değil faiz gideri avantajını kullanmak
amacıyla aynı sermaye grubuna ait bankadan borçlanma eğilimi mevcuttur.
KİT borçları
için %190 faiz oranıyla alınan ticari banka kredileri geri ödenmemiştir.
Bu da bankacılık kesimine ek yük getirmiştir. Hükümetle bankalar
arasında sözkonusu kredilerin geri ödenmesine ilişkin bir anlaşma
yapılmıştır.
3.5. Şirketler
Kesimi
Özel kesimde tasarrufların
yüksekliğine karşılık yeterli sermaye birikimi sağlanamamış
olması verimsizliğe neden olmaktadır; şirketlerde daha ziyade küçük
ölçekli aile şirketleri şeklindeki yapılanma hakimdir. Özel
sektör firmaları, kendi yapılarındaki verimsizliğe ilaveten kamu kuruluşlarının
zararına çalışabilmelerine imkan tanıyan ekonomik yapı nedeniyle hem
KKTC'deki kamu firmaları hem de yabancı firmalar ile rekabet etmekte zorlanmaktadırlar.
Rekabet şansının olduğu kimi ürünlerde ise iç talebin
sınırlı olması, ihracatı zorunlu kılmakta, başlıca ihracat pazarı olan Türkiye'nin
tavrı üretimin sürdürülebilmesi için belirleyici olmaktadır.
Zaman zaman bazı sektörlerde üretilen malların Türkiye'ye girişinde
engeller görülmektedir. KKTC'den gelen ve Türkiye piyasası içindeki
payı küçük olan bu tür ürünlerin, KKTC için
büyük bir ekonomik faaliyet anlamına geldiği dikkate alınarak serbest
piyasa koşullarında rekabet edebilen KKTC kaynaklı ürünlerin Türk
piyasasına girmesine imkan tanınmalıdır.
KKTC vergi sistemi,
Türk vergi sisteminden adapte edilmiştir. Vergiden düşme olanakları
sınırlıdır. Yeniden değerlemenin ve enflasyon muhasebesi olmaması, şirketleri
enflasyona karşı tamamen savunmasız bırakmaktadır. Enflasyon muhasebesi getirilmesi
için yapılan çalışmaların yasalaşmamış olması şirketler
kesimini rahatsız eden önemli bir husustur.
Türkiye'de olduğu
gibi vergi ödeyeni cezalandırıcı sistem vergi kaçaklarını artırmaktadır.
Vergi ödeyenlerin üzerinde ağır bir vergi yükü vardır.
Gelir elde etmek için ekonomik aktivitenin hızlandığı sektörlere
vergi konması ile 1970'lerde %10'lar düzeyinde olan vergi yükü yıllar
itibariyle artırılmış, 1995 ve 1996'da % 18 olmuştur. Bu durum rekabet
gücünü zayıflatmakta, ekonomik aktiviteyi yavaşlatmaktadır.
3.6. Teşvikler
Ekonomik büyüme
hedeflerini gerçekleştirmek, ekonomik ve sosyal ihtiyaçları karşılamak,
dışa açılmayı hızlandırmak ve özel sektörün ekonomideki
ağırlığını artırmak amacıyla uygulanan sanayi, ihracat ve turizm teşviklerinin
kapsamı genişletilerek yabancı yatırımcıların da yararlanması sağlanmıştır.
Sağlık ve eğitim yatırımlarına da gelir ve kurumlar vergisinde beş
yıl süreyle %10 indirim olanağı sağlanmıştır.
Teşvikler genellikle
KDV ertelemesi veya indirilmesi, piyasadaki kredi faizinden yaklaşık 30 puan
civarında düşük faizle kredi verilmesi, arazi tahsisi, gümrük
muafiyeti olarak sağlanmaktadır.
Teşviklerin kullanımında
genellikle bürokrasinin yavaşlığından şikayet edilmektedir.
Ancak, teşviklerin verildiği faaliyetlerin denetiminin çok sıkı
olduğunu söylemek oldukça güçtür. Teşviklerle
ilgili düzenlemelerin tek bir kurumdan çıkması için düzenlemeler
yapılması gündemdedir. Teşviklerde dikkati çeken bir nokta, yaratılacak
olan katma değer ve yatırım miktarı ne olursa olsun tüm teşviklerin
aynı kanuna tabi olması ve aynı oranda teşvik alması, kademeli teşvik
sistemi olmamasıdır.
3.7. Sosyal Güvenlik
Sosyal sigortalar,
İhtiyat Sandığı, Emeklilik Müessesesi ve Sosyal Hizmetler Dairesi ile
tüm nüfusu kapsayan sosyal güvenlik sistemi, geçmişte
izlenmiş olan politikalar nedeniyle tıkanmıştır. Emeklilik yaşı
ve prim ödeme süresi kademeli olarak artırılmış olmasına rağmen
sosyal güvenlik sisteminin giderek artan açıkları önlenememiştir.
Sosyal sigorta sistemindeki
kanunlar kamu ve özel sektör arasındaki istihdam geçişini
sınırlayıcı niteliktedir. Kamu çalışanları, emekli sandığına
yaptıkları prim ödemelerini kamu sektöründen özel sektöre
geçerken taşıyamamaktadırlar. Bu durum kamuda çalışanların,
ekonomik koşullar elverse dahi özel sektöre geçişini
engelleyen önemli bir unsur olmuş ve giderek işgücü piyasasının
da esnekliğini engeller hale gelmiştir. Devletin sosyal güvenlik
fonlarına yapması gereken katkıları yapmaması sistemin sorunlarını daha da ağırlaştırmaktadır.
3.8. Tarım
Volkanik bir yapıya
sahip olan Kuzey Kıbrıs'ta hammadde ve su yetersizliği, tarımın ve tarıma
dayalı sanayinin gelişmesini sınırlamaktadır. Tarımın servis sektörü
dışındaki üretim içindeki payı %47 olmasına rağmen toplam
yüzölçümünün ancak %5'inde sulu tarım yapılabilmektedir.
Toplam alanın % 56.7'si
tarım arazisidir. Bu arazinin ancak %63'ünde ekonomik olarak tarım yapılabilmektedir.
Ekonomik olarak tarım yapılabilen arazinin ise ancak %8.4'ünde sulu tarım yapılabilmektedir.
Tarımın GSMH içindeki payı 1970'lerin sonlarında %19 düzeyinden 1990'ların
ortalarında %10'lar civarına inmiştir.
Doğru bir tarım
politikası uygulanmamış, tarıma yatırım sınırlı kalmıştır. Modern üretim
tekniklerine geçilememiş, makine parkı oluşturulamamış,
kaliteli tohum, damızlık hayvan, gübre, fidan, ilaç, vb. girdi sağlanamamış;
iç ve dış talebe uygun ürün çeşitlenmesi sağlanamamıştır.
Sonuç olarak, tarım yarı kurak iklim koşullarına bağımlı durumda,
verimlilik ve etkinlikten çok uzaktadır. KKTC tarımının belkemiğini
oluşturan narenciye üretiminde dahi ağaçlar genelde yaşlı
olduğundan verim oldukça düşük kalmaktadır. Yanlış
tarım politikalarının en somut örneği talebi olmayan ürünlerin
üretiminin devlet tarafından hala teşvik edilmesidir.7
Toplam istihdamın %20'sini
oluşturan tarımda, coğrafi nedenlerle gelir istikrarını sağlamak
amacıyla 1982 yılından itibaren kuraklık tazminatı verilmektedir.8
"Genel Tarım Sigortası Fonu"nun yanısıra ürün ve girdi fiyatları da sübvanse
edilmektedir. Bu tür parasal teşvikler devlet bütçesine yük
olurken, tarımsal üretimin gelişmesi sağlanamamakta, ancak üreticilerin
cari yıl gelir seviyesi garanti edilebilmektedir. Teşvik için ayrılan
miktarların verimliliği artıracak yönde kullanılması durumunda, üreticilerin
gelir seviyesi iyileştirilirken, sektörün ekonomiye katkısı da daha
yüksek olacaktır.
1974 öncesinde
özellikle hac zamanı Suudi Arabistan'a yapılan canlı hayvan ihracatından 6-10
milyon dolar civarında bir döviz kazanılırken, 1997 yılında canlı hayvan ihracından
sadece 1 milyon dolar kazanılabilmiştir. Yüksek maliyetli olması nedeniyle
besi hayvancılığına geçilememesi ve meraların giderek azalması hayvancılığı
olumsuz yönde etkilemiştir. Ayrıca, (süt, yoğurt gibi) hayvan
ürünleri üretiminde de soğuk hava depoları gibi gerekli yatırımların
yapılmaması bu sektördeki gelişmeyi tıkamaktadır.
Bir ada ülkesi
olmasına rağmen balıkçılık gelişememiştir. Halen balık
tüketiminin önemli bir bölümü Türkiye'den karşılanmaktadır.
3.9. Enerji
Elektrik üretimi
Rum tarafından alınan santrallerle yürütülmekteydi. Santrallere yatırım
yapılmadığından 1975-94 döneminde enerji ihtiyacının ancak %10-20 arasındaki
bölümü Kıbrıs Türk Elektrik Kurumu tarafından karşılanabildi.
Geri kalan bölümü Rum yönetimi tarafından alınan elektrikle karşılandı.
1996'da tamamlanan Teknecik santralleri ile elektrik talebinin tamamı KKTC sınırları
içinde karşılanabilir hale gelmiştir. Ancak, yenileme yatırımları
yapılamadığı için, elektrik nakil hatları hem eskimiş ve önemli
ölçüde kayıba neden olmuş hem de kapasiteyi taşıyamaz
hale gelmiştir. Sağlanan yeni kapasitenin ancak 2000 yılına kadar talep
artışını karşılayabileceği ve bu nedenle bir an önce enerji
yatırımı yapılması gerektiği görülmektedir.
Su fiyatları verilen
sübvansiyonlarla Türkiye'deki düzeyin altında tutulmaktadır. Su üretimindeki
ve dağıtımındaki kayıplar %35 civarına ulaşmıştır. Su ihtiyacını
karşılamak amacıyla çeşitli projeler gündemde bulunmaktadır.
Bu alanda, yaklaşık 250 milyon dolara mal olacak boru hattı ile su taşıma
ya da balonla su getirme projeleri üzerinde durulmaktadır.
3.10. Uluslararası
Ticaret
1994 yılında Avrupa
Topluluğu Adalet Divanı kararları çerçevesinde AB ülkelerinin
KKTC'den yaptığı tarım ithalatını durdurması ve sanayi mamullerinin ithalatına
%14 vergi koyması, KKTC'nin AB'ye olan ihracatını engellemektedir. AB'ye olan ihracat
1993 yılında 36 milyon dolardan 1996 yılında 25 milyon dolara inmiş, Türkiye'ye
olan ihracat ise 12.5 milyon dolardan 34 milyon dolara çıkarak toplam ihracatın
yarısına yükselmiştir.
Limanlara uğrayarak
yol alan gemilerin KKTC limanlarına uğramaması, ülkeye gelen gemilerin
sadece KKTC'ye sefer düzenlemek durumunda kalması birim başına taşıma
maliyetini yükseltmektedir. KKTC'ye gidecek bir gemiyi dolduracak kadar malın
satın alınması çoğu kez mümkün olmamakta; gemi kapasitesi
kadar malın toplanmasını beklemek de ithalatçı için ayrı bir maliyet
oluşturmaktadır. İtalya-Limasol arasında yük taşıyan gemilerin 20
ayaklık konteyner başına maliyeti 450 dolar iken, İtalya-Magosa arasındaki
taşımacılığın maliyeti 1,000 dolardır. Benzer bir maliyet farkı konteyner
boşaltmasında da göze çarpmaktadır. 20 ayaklık konteynerın Rum
kesimindeki boşaltma maliyeti yaklaşık olarak 70-75 dolar iken, Magosa'daki
boşaltma maliyeti 150 doları aşmaktadır.
3.11. Turizm
Diğer tüm
alanlarda olduğu gibi, turizme yeterli yatırımın yapılmaması, kamuya ait turizm
işletmelerinin etkinlikten uzak çalışma tarzı, yanlış teşvik
ve turizm politikaları, tanıtım eksikliği, tanınmamanın yol açtığı
ulaşım problemleri, organizasyon ve pazarlama eksikliği, KKTC ekonomisinin
belkemiğini oluşturan bu sektörün de yeterli atılımı gösterememesine
neden olmuştur. 1974 öncesinden kalan otellere yenileme yatırımı yapılmamıştır.
Yapılan turizm yatırımlarında bazı anlamsızlıklar gözlenmektedir.9
Yanlış turizm
politikasının sonucu olarak Avrupalı turist sayısında azalma görülmekte,
ülkenin çektiği turist profili değişmekte, az döviz
bırakan turistlerin oranı yükselmektedir (Kumar turizmi hariç). Türkiye'nin
serbest ticarete geçmesi ve ithal malı çeşitliliğinin
artması sonucunda bavul turizminin yok olması da turizmden elde edilen gelirleri
azaltmıştır.
Turizmde öncelikli
yöreler tespit edilmiş olup, bu yörelerin fiziki planlama çalışmaları
bitmek üzeredir. İsrail, Fransız ve Alman firmaları son zamanlarda KKTC'de başta
turizm olmak üzere yatırım imkanlarını araştırmaya başlamışlardır.
Ayrıca, olumlu bir ortam yaratıldığında yurtdışında yaşayan KKTC
vatandaşlarının da tasarruflarını KKTC'de yatırıma dönüştürmeleri
kuvvetle muhtemeldir.
KKTC ekonomisinde boyutu
bilinmemekle birlikte kumarhane ekonomisinin kısa vadede karlı ve döviz kazandırıcı
bir faaliyet olduğu düşünülse bile bu sektördeki
rantların KKTC'nin ekonomik büyüklükleri içinde çok
ciddi rakamlar oluşturması nedeniyle orta ve uzun vadede ekonomide ve sosyal
hayata olumsuz sonuçlarını görmek muhtemeldir. Dolayısıyla, kumarhane
ekonomisinin büyümesinin önümüzdeki dönemde kontrol
altına alınması gerekmektedir. 250 yatak kapasitesinin altındaki tesislerde kumarhane
açma izninin kaldırılması çalışmaları bu doğrultuda atılmış
bir adımdır. |
|
| |
|
|
| |
2 GSMH istatistiklerinin
ve genel denge verilerinin oldukça yüksek dalgalanmalar gösterdiği
belirlenmiştir. Yapılan görüşmelerde, KKTC'de genel olarak
istatistik toplamada güçlükler mevcut olduğu anlaşılmıştır.
Kamu kesiminin GSMH içindeki ağırlığının yüksek olmasının
önemli bir nedeninin GSMH rakamlarının özel kesime ait kısmındaki eksikler
olduğu söylenebilir. Kayıtdışı ekonominin, ciddi boyutlara ulaştığı
bilinmektedir. Yapılan tahminler kayıtdışı ekonominin GSMH rakamlarına yakın
düzeylere ulaştığı yönündedir. Kayıtdışı ekonominin
büyüklüğü dikkate alındığında kişi başına
milli gelir rakamının, gerçekte 4,200 dolar seviyesinin oldukça üzerinde
olduğu tahmin edilmektedir.
7 Dünyada
greyfrut talebi hızla gerilerken, KKTC hükümeti portakal ihracatçısından
yaptığı portakal ihracatının %20'si kadar da greyfrutu üreticiden almasını
zorunlu kılmaktadır.
8 Bu çerçevede
yapılan ödemelerin toplam tutarı bilinmemekle birlikte, bu tazminatın her yıl
olağan bir prosedür haline geldiği görülmektedir. Bazı
yıllarda, toplam tarıma elverişli araziden daha büyük arazi için
kuraklık tazminatı talep edilmiştir.
9 500 kişilik
konferans salonu, 100 kişilik yüzme havuzu olan bir otelde 60 yatak görülebilmektedir. |
|
| |
|
|
| |
|
|
| |
| İçindekiler | Önceki | Sonraki |
|
|
| |
|
|
|
|