| |
KKTC'de ekonomik sorunların
temelinde siyasi sorunlar yatmaktadır. Ekonomik sorunların giderek büyümesi,
Kıbrıs Rum Kesiminde refah düzeyinin Türk kesimine göre üç
kat daha yüksek olması ve giderek yükselmesi, buna karşılık Türk
kesimindeki duraklama, eşitliğe dayalı bir çözüm için
KKTC'nin ekonomik kalkınmasını zorunlu kılmaktadır. Aksi halde, ağırlaşan
ekonomik sorunlar, bu kez, siyasi ve sosyal sorunların da ağırlaşması
tehlikesini doğuracaktır.
Bu sarmalın kırılması
için mutlaka zaman geçirmeden bir dizi önlem alınmalıdır. KKTC'nin
kendi dinamikleriyle bu sarmaldan kurtulabilmesi güç olduğundan,
Türkiye'ye bu konuda önemli görevler düşmektedir.
Öncelikle, KKTC
ekonomisinin önündeki temel kısıtları ortadan kaldıracak, etkinliği
artıracak ve yapısal değişikliği sağlayacak politikalar
bir an önce uygulamaya konulmalıdır. KKTC ekonomisinin temel kısıtları; tanınmama,
ulaştırma ve ihracat olanaklarının sınırlı olması, aşırı güçlü
devlet ekonomisi ve bu nedenle özel sektörün gelişmesinin nispeten
sınırlı kalması ve düşük verimliliktir.
KKTC ekonomisinin yeniden
yapılanmasında Türk hükümeti ve Türk özel sektörü,
birikimini KKTC ile paylaşmalıdır. Türk hükümeti yaptığı
mali yardımlarla ve ticari anlaşmalarla KKTC ekonomisine katkıda bulunmaktadır.
Ancak, Türkiye'nin yaptığı yardımların daha verimli şekilde kullanılması
mümkündür. Bu katkının daha verimli hale getirilmesi, KKTC'de yatırım
yapacak Türkiyeli yatırımcılara sağlanacak çeşitli imkanlarla
daha da zenginleştirilmesi mümkündür. Türkiye'nin, KKTC'ye
yaptığı yardımları proje bazında, dilimler halinde vermesi ve finansmanında
katkıda bulunduğu projelerin gerçekleşme aşamalarını takip
etmesi, bu yardımların daha etkin kullanılmasında rol oynayacaktır. Kamu kesimine
yapılan yardımlar verimi görece düşük kamu sektörünün
şişmesine neden olduğundan, yapılan yardımların bir kısmının yine
Türkiye ve KKTC'li yetkililerin denetiminde projeler bazında KKTC ya da Türkiyeli
yatırımcılara yönlendirilmesi önemli katkılar sağlayabilecektir.
Kamu harcamalarının
azaltılmasının ekonomik ve sosyal sorunlara yol açmaması için bu sürecin
iyi tasarlanması ve kamunun ekonomik hayattaki rolünü azaltmasından kaynaklanacak
boşluğu özel sektörün doldurabilmesi için iş
hayatının önündeki başta vergi ve sosyal güvenlik sistemi olmak
üzere etkinliği kısıtlayan faktörlerin ortadan kaldırılması gerekmektedir.
Elverişli bir yatırım ortamı yaratılabildiği takdirde, özel sektör,
Türkiye'den muhtemel yatırımlarla birlikte bu boşluğu kapatabilecektir.
Elverişli bir yatırım ortamının tesis edilebilmesinde, KKTC'li ve Türkiyeli
özel sektör temsilcilerinin görüşlerinin de dikkate alınması
gerekmektedir.
KKTC'nin tanınmaması
risk maliyetini yükseltmektedir. Ancak, bu risk yatırım yapılmayacağı
anlamına gelmemektedir; yapılacak yatırımların getirisinin yüksek olması gerekecektir.
Türkiye ile yapılan anlaşmalar, KKTC'ye yapılacak olan yatırımları doğrudan
Türkiye'nin güvencesine almaktadır. Bu anlaşmanın, KKTC'de yapılacak
olan yatırımların riskini azaltıcı bir etki yapması beklenmektedir.
KKTC ekonomisinde özellikle
hafif sanayi alanında yatırım yapmanın mümkün olduğu görülmektedir.
Ekonomik açıdan KKTC'de olası yatırım alanları olarak konfeksiyon, montaj
sanayi, tarım ürünlerinin işlenmesi, enerji ve petrol ürünleri
dağıtımı, liman işletmesi, eğitim, taşımacılık, ticaret
ve turizm gözükmektedir. Ayrıca, turizm ve üniversite potansiyeli
dikkate alındığında inşaat ve emlak sektöründe de potansiyel
olduğu söylenebilir. KKTC'nin kalkınmada öncelikli yöreler
kapsamına alınması gerek Türkiyeli gerekse KKTC'li müteşebbüsler
açısından yeni fırsatlar yaratabilecektir. Ayrıca, Türkiye ile yapılan
çifte vergilendirmenin önlenmesi anlaşması ile Türkiyeli yatırımcılara
kolaylıklar sağlanmaktadır.
KKTC ekonomisi, istatistiki
verilere yansımasa da, oldukça yüksek bir tasarruf oranına sahiptir.
Ancak, mali sektör bu tasarrufların yatırıma dönüşmesinde yeterli
katkıyı yapamamaktadır. Yüksek enflasyon ve yüksek faiz oranları sanayi
ve turizm yatırımlarının cazibesini azaltırken, sermayeye para piyaslarında cazip
getiriler ortaya çıkmaktadır. Yerli sermaye birikiminin ancak bir bölümü
yatırıma dönüşürken, önemli bir kısmı da yurdışındaki
(özellikle İngiltere'deki ve Türkiye'deki) para piyasalarında değerlendirilmektedir.
Ekonomide etkinliği artırıcı önlemlerin alınmasından ve enerji, su, altyapı
v.b. kısıtların ortadan kaldırılmasından sonra, yurtdışındaki sermaye birikiminin
yeniden KKTC'ye dönmesi ve bu tasarrufların yatırıma ve üretime kanalize
olması beklenebilir.
KKTC işadamları
Türkiyeli işadamları ile ortaklık kurmaya veya ortak bir proje üzerinde
çalışmaya hazırdır. Türkiyeli işadamlarının sınırlı bir sermaye
katkısı ile KKTC'de yatırım yapması ve özellikle burada üretilen ürünlerin
Türkiye'deki veya üçüncü ülkelerdeki pazarlamasını
üstlenmesi önemli bir katkı olacaktır. Ayrıca, bu tür ortaklıkların
artmasının moral etkisi beklentileri de olumlu yönde etkileyecektir.
Küçük
bir ekonomi olması nedeniyle doğru uygulamaların ekonomideki canlılığı
sağlamak ve belli bir gelişme performansı yakalamakta büyük
katkılar yapması mümkün olacaktır. Varolan potansiyellere ek olarak, önümüzdeki
10 yıl içinde GAP projesinin tamamlanması ve Manavgat su tesislerinin devreye
girmesi sağlandığı takdirde Kıbrıs'ın bir imalat merkezi ve bir liman
olarak Akdeniz'deki önemi artacaktır. Bunlara ek olarak Bakü-Ceyhan petrol
boru hattı projesinin gerçekleşmesi durumunda Kıbrıs'ın stratejik önemi
daha da artacaktır. |
|