TÜSİAD ve Eğitim Reformu Girişimi (ERG) iş birliği ile hazırlanan “Geleceğin Dünyasına Hazırlanırken Eğitime Bakış: PISA 2022 Bulguları Işığında Türkiye'de Eğitimin Durumu Araştırması” öne çıkan bulgular:
Temsil edilen öğrenci oranının artması, PISA sonuçlarının süreç içerisinde artan bir şekilde Türkiye’ye dair daha doğru sonuçlar ortaya koyduğunu gösteriyor.
PISA araştırmasında Türkiye örnekleminin temsil ettiği 15 yaşındaki öğrenci oranı, kız çocukların okullulaşmasına yönelik adımlar ve 2012-2013 eğitim-öğretim yılı itibarıyla zorunlu eğitimin 12 yıla çıkarılması sonucu ortaöğretimdeki okullulaşma oranlarının artmasıyla beraber önemli ölçüde yükseldi.
OECD ülkelerine kıyasla, Türkiye’de öğrencilerin akademik ve sosyoekonomik olarak ayrışmaları önemli bir sorun olarak dikkat çekmeye devam ediyor.
Türkiye, öğrencilerin akademik başarı durumlarına göre benzer okullarda ve okul türlerinde yer alıp almadıklarını gösteren akademik kapsayıcılık endeksinde 37 OECD ülkesi arasında 35. sırada yer alıyor. Benzer bir şekilde, sosyal kapsayıcılık endeksinde Türkiye 36 OECD ülkesi arasında 32. sırada yer alıyor. Bu durum, OECD ülkelerine kıyasla Türkiye’de öğrencilerin devam ettikleri okulların akademik başarı ve sosyoekonomik olarak ayrıştığını ortaya koyuyor.
Türkiye, ailenin ve dolayısıyla çocuğun sahip olduğu finansal, sosyal, kültürel ve beşeri sermayeler baz alınarak hesaplanan Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Durum (ESKD) endeksinde OECD ülkeleri arasında son sırada yer alıyor. Sonuçlar Türkiye’de çocuk yoksulluğunun önlenmesine ilişkin müdahalelerin önceliklendirilmesi gerektiğini ortaya koyuyor.
Geleceğin becerilerini edinmenin ve krizler karşısında dayanıklı bir eğitim sistemine sahip olmanın ön koşulu, temel yeterliklere sahip öğrenci oranını artırmak ve bunu geleceğe hazır eğitim sistemleri ile başarmak.
2015’te düzenlenen PISA araştırması dışında Türkiye ile OECD ortalama puanları arasındaki fark azalmaya devam ediyor, ancak Türkiye, PISA’nın incelediği matematik, okuma ve fen alanlarının üçünde de OECD ortalamasının gerisinde kalıyor.
Özellikle matematik, okuma ve fen alanında öğrencilerin temel yeterliklere sahip olması geleceğin becerilerini edinmenin de ön koşuludur. Diğer becerilerdeki yetkinliklerin de daha etkili kullanılabilmesi için Türkiye’de öncelikle temel yeterliklere sahip olmayan, yani 2. seviye altında performans gösteren öğrencilere (matematikte %38,6, okumada %29,3, fende %24,7) odaklanılması gerekiyor. Türkiye’nin eğitim sisteminin krizlere karşı dayanıklı eğitim sistemleri arasında yer alabilmesinin yolu da temel becerilerin geliştirilmesinden geçiyor. Temel yeterliklerle bağlantılı olarak sosyal ve duygusal beceriler, yaratıcılık ve dijital becerilerin de destekleneceği öğretim süreçleri yaratmak, tüm becerilerin birbirini destekleyerek gelişmesini sağlayabilir.
Dayanıklı eğitim sistemlerinde afet ve krizlere hazırlık, öğrencilerin ihtiyaçlarına cevap veren okul ortamı, bütünsel eğitim sistemine yönelik politikalar öne çıkıyor. Bu kapsamda Türkiye'nin eğitim sisteminin uluslararası kıyaslamalar da dahil olmak üzere daha başarılı, kapsayıcı ve dayanıklı olabilmesi için oluşturulmuş temel öneriler aşağıda özetleniyor:
1. Sosyoekonomik durumun eğitime olumsuz etkilerini azaltmaya yönelik müdahale politikaları önceliklendirilmelidir.
2. Her reform, politika değişikliği ya da müdahale programı öncelikle öğrenci ve öğretmenin iyi olma hâlini merkeze almalıdır.
3. Kamu-özel sektör ortaklığında geliştirilecek stratejiler ile gençlere geleceğin becerileri kazandırılmalıdır.
4. Okul; teknolojiyle değişen öğrenme süreçleri, dijital araçların yaygınlığı ve şiddeti artan afet ve krizleri dikkate alarak öğrenci, öğretmen ve veli gibi eğitimin öncelikli paydaşlarının kendilerini ait hissedecekleri bir mekân olarak yeniden kurgulanmalıdır.