“Hem nefes aldıralım hem dönüşümü hızlandıralım”
Bu ayki kapak konuğumuz TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Ozan Diren. Diren ile Türkiye'nin ilk yerli meyve suyu markası Dimes'i kuran dedesi Mustafa Vasfi Diren'i, yakın zamanda kaybettiği duayen sanayici babası Orhan Ziya Diren'i, onlardan öğrendiklerini ve tabi ki Türkiye ve dünya gerçeklerini konuştuk. Diren, jeopolitik gerilimlerin, savaşların, korumacı politikaların ve ticaret savaşlarının ciddi bir belirsizlik ortamı yarattığına dikkat çekiyor. Türkiye için önceliği ise şöyle sıralıyor: "Sanayi stratejisini, tarımın dönüşümünü ve yatırım ortamının iyileştirilmesini birlikte ele alan, uygulamada karşılığı olan adımlara ihtiyacımız var. Kısa vadeli çözüm ve orta-uzun vadeli planlamayı bir an önce yapıp hem şirketlere nefes aldırmalı hem de uzun vadeli dönüşümü hızlandırmalıyız."
TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Ozan Diren, köklü bir sanayici ailenin mensubu... Dedesinin kurduğu Dimes, Türkiye'nin ilk yerli sermayeli meyve suyu markası. Şirketin üçüncü kuşak aile üyesi ama dördüncü yöneticisi...
Diren, çocukluğundan itibaren işin içinde olanlardan... "İlkokuldayken bile okuldan çıkıp fabrikaya giderdim. Önüme bir kasa koyarlardı; banttan çıkan şişeleri kasaya dizerdim. Sonunda harçlık da verilirdi ama beni daha çok mutlu eden, bir iş yapmış olmaktı" diyor.
1980'lerin ikinci yarısında bilgi teknolojilerine merak salmış ama Amerika'da okuduktan sonra aile işini yapmak için Türkiye'ye dönmüş. Geldiği noktadan memnun ama bilgi teknolojilerine odaklansaydı sorusunun hala ara sıra aklına düştüğünü söylüyor.
Ozan Diren, geçtiğimiz ocak ayında TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanlığını Orhan Turandan devraldı.
Ozan Diren ile yakın zamanda kaybettiği babasını, ondan ve dedesinden öğrendiklerini ve tabi ki ülke ve dünya gerçeklerini yani ekonomiyi, rekabeti, küresel dünyayı ve jeopolitik gelişmeleri konuştuk.
Türkiye'nin ilk yerli sermayeli meyve suyu markası DİMES'i kuran Mustafa Vasfi Diren'in torunusunuz. Babanız Orhan Ziya Direni kısa bir süre önce kaybettiniz. Üçüncü kuşak temsilcisi olarak şirketi yönetiyorsunuz. Duayenlerden el almak, onların vizyonlarıyla yetişmek nasıl bir duygu? Dedeniz ve babanız rol modelleriniz miydi?
Babam çok iyi bir babaydı. Onu uğurlarken de bunu söyledim. Vefatının ardından arayan, anılarını paylaşan pek çok insanın hayatında ne kadar önemli bir yeri olduğunu duydum. Onun aslında insanlara ne kadar dokunduğunu, insanlarla kurduğu bağın gücünü bir kez daha gördüm. Bu da acımı biraz hafifletti...
Dedemin ve babamın bize en güçlü biçimde aktardığı şeylerden biri, yaptığımız işe duyduğumuz güvendi. Bize büyük düşünmeyi ve yaptığımız işin değerine inanmayı öğrettiler. Bir işin büyüklüğünü değerlendirirken nasıl yapıldığına, neyi amaçladığına ve çevresine nasıl bir fayda sağladığına da bakmayı onlardan gördüm. Dedem bizlere, olana bitene kayıtsız kalmamayı da öğütledi.
Tarımın ne kadar büyük bir zenginlik olduğu bana dedemden, babamdan geçti. Dedem. Türkiye'nin tarımdaki zenginliğine inanıyordu. Çiftçinin pazarda satamadığı tarımsal ürünlerin israfını önlemenin, bu ürünleri değerlendirmenin yollarını arıyordu. Tarıma dayalı sanayiye yönelmesinin arkasında da bu arayış var. Benim yetiştiğim ortamda işi geliştirmek, yeni bilgi ve teknolojiye açık olmak hayatın doğal bir parçasıydı.
Bugün tarımdaki döngüsel ekonomiyi konuşuyoruz. İşte onların bakış açısı tam da buydu zaten. Dolayısıyla bu benim için de çok önemli bakış açılarından biridir.
Ben üçüncü kuşak aile üyesiyim ama şirketin dördüncü yöneticisiyim. Bizde liderliğin zamanında devredilmesine önem veriliyor. Sizden önceki kuşakların kurduğu işi sürdürmek ciddi bir sorumluluk. Zor dönemlerde bu sorumluluğu çok hissettim. Bu sorumluluk beni sorunlara erken bakmaya ve çözüm aramaya yöneltti. Çünkü yaptığımız işte yalnız ailemiz değil; çalışanlarımız, üreticilerimiz ve iş ortaklarımız da var.
"BANTTAN ÇIKAN ŞİŞELERİ KASAYA DİZERDİM"
Küçük yaşlardan itibaren işin içinde miydiniz, başka bir iş yapmak var mıydı aklınızda?
İlkokuldayken bile okuldan çıkıp fabrikaya giderdim. Önüme bir kasa koyarlardı; banttan çıkan şişeleri kasaya dizerdim. Sonunda harçlık da verilirdi ama beni daha çok mutlu eden, bir iş yapmış olmaktı. Aile işi olunca çalışmak da aile hayatının bir parçasına dönüşüyor. O yaşta yapabildiğiniz ne varsa onunla katkı veriyorsunuz.
Ortaokul ve lise yıllarında bilgisayara ve yazılıma daha çok ilgi duymaya başladım. İşyerlerine bilgisayarların girdiği dönemdi. Nakit akışı, sipariş takibi gibi işler için programlar yazıyordum. Sonra endüstri mühendisliği okudum. Üniversitenin ardından pazarlama, satış ve insan kaynakları gibi üretim dışındaki alanlarda sorumluluk aldım. Amerika'da pazarlama yüksek lisansı yaptım, Türkiye'ye döndükten sonra finans alanında da eğitim aldım. Yani işin içindeydim ama zamanla ilgim ve sorumluluğum farklı alanlara yayıldı.
Aslında hayalim bilgi teknolojileri alanında çalışmaktı. Amerika'da okuduğum yıllar internetin hızla yaygınlaştığı dönemdi.
Orada kalsaydım ya da bilgisayar teknolojileri alanında devam etseydim nasıl olurdu diye bugün de düşünüyorum. Bu alanla ilgim hiç kopmadı; hâlâ bu konularda çalışıyorum. Belki kendi deneyimimin de etkisiyle, çocukların hayatta ne yapmak istediklerine kendilerinin karar vermesine özen gösteriyorum.
"DEDEMİN İSRAFA HİÇ TAHAMMÜLÜ YOKTU"
Dedenizden, babanızdan neler öğrendiniz? Kulağınıza küpe olan sözleri, öğütleri neler? Hangi nasihatlerini kendinize rehber edindiniz?
Dedemin kaliteye bakışı çok açıktı: Kendi çocuğuna içirmeyeceği bir ürünü üretmeyi kabul etmezdi. Bu, bizim işimizin temel ölçülerinden biri oldu. Bir de israfa hiç tahammülü yoktu. Tarımsal ürünlerin değerlendirilmesinden üretimde enerjinin kullanımına kadar, kaynakları boşa harcamamaya dönük bir anlayış vardı. Bugün verimlilik ve döngüsel ekonomi diye konuştuğumuz konuların ailedeki karşılığı çok somuttu.
Dedemin eğitime verdiği önem de benim için çok kıymetli. Dört oğlunu ve dört kızını iyi yetiştirmek için uğraşıyor. Babamı Fransa'ya önoloji, yani şarap bilimi okumaya; amcamı Almanya'ya içecek teknolojisi eğitimi almaya gönderiyor. O günün Tokat'ında bunu yapmak büyük bir karar. Kurduğu işin geleceği için, çocuklarının o işi daha ileri taşıyacak bilgiyle yetişmesini istiyor. Babamın ve kardeşlerinin işi yönetirken üstlendikleri sorumlulukları da bu anlayışın devamı olarak görüyorum.
Babamdan öğrendiğim önemli bir başlık da insanın kendi deneyimiyle öğrenmesine alan açmaktı. Kendi başıma denememe izin verirken, ihtiyaç duyduğumda yanımda olacağını da hep hissettirirdi. Öğrenme deneyimi açısından bunu çok değerli buluyorum.
"HER ŞEYİN BİR KİŞİYLE BAŞLAYIP BİTMESİNİ DOĞRU BULMUYORUM"
İş felsefeniz nedir? Kırmızı çizgileriniz var mı? Hayatı iş odaklı olanlardan mısınız?
Başarıyı, üstlendiğim bir sorumluluğun sonunda nasıl bir katkı bıraktığıma bakarak değerlendiriyorum. Kısa vadede elde edilen bir sonuç kadar, onun devamlılığı da önemli. Her şeyin bir kişiyle başlayıp o kişiyle bitmesini doğru bulmuyorum. Birlikte çalıştığım insanların katkısıyla gelişen, sorumluluğun paylaşıldığı ve kişilere bağlı kalmadan sürdürülebilen bir çalışma düzenini önemsiyorum. Bunun kurulması daha uzun sürse de o yolu tercih ediyorum. Bu bağlamda doğru kurum kültürünü oluşturmak, korumak ve geliştirmek çok önemli. Doğru kurum kültürü, doğru insanları çevresinde topluyor. Yönetim anlayışımda insanların düşüncelerini rahatça söyleyebilmesi çok önemli. Birlikte çalıştığınız insanlar sizi eleştiremiyorsa, farklı bir öneri getiremiyorsa gelişmek zorlaşıyor. Benimle aynı fikirde olmalarını beklemiyorum; ne düşündüklerini duymak istiyorum. Özellikle gençlerin katkı verebildiği, fikirlerinin ciddiye alındığı bir ortamı önemsiyorum. İnsanlara sorumluluk verirken, o sorumluluğu kullanabilecekleri alanı da açmak gerekiyor.
Üstlendiğim işleri severek yapıyorum. Birlikte çalıştığım insanlara güvenmek, onların bilgisine ve değerlendirmelerine güvenebilmek benim için çok önemli. Çünkü birlikte olduğunuz insanlar hem yaptığınız işin niteliğini hem hayat kalitenizi etkiliyor. Böyle bir ortamda daha mutlu ve daha verimli oluyorum.
“TEKNOLOJİ HEP AKLIMIN BİR KÖŞESİNDE KALDI"
Keşke veya iyi ki dedikleriniz olmadı mı?
Yurt dışında okurken tabii aklımda her zaman dönüp Türkiye'de aile işine devam etmek vardı. Acaba o gün Amerika'da kalsam, o işle uğraşsam ne olurdu diye her zaman aklımın bir kenarında oluyor. Ama bugün de teknoloji ile ilgilenme tarafı halen beni rahat bırakmıyor. Şirketin içinde birçok projede çalışmaya çaba sarf ediyorum. Katkı koymaya çalışıyorum.
O yüzden de aslında çocuklarıma da çok büyük yönlendirme yapmamayı tercih ediyorum. Çünkü bu ikilemde kalmamaları lazım. Bugün geldiğim yerden çok memnunum. İyi ki bu yolu seçmişim ama o diğer yolun da ne olduğunu insan merak etmeden de duramıyor. Özetle keşke pek yok ama aklımda kalan şeylerin başında teknolojiye vaktinde biraz daha zaman ayırmak var.
Ben karakter özellikleri üzerinde çok çalıştım. Kendime yüklediğim özelliklere odaklandım. Mesela ne olursa olsun doğruyu söylemek, karşı tarafa dürüst olmak gibi... Hayatımın her döneminde, bu ilk başta belki matematik oldu, sonra bilgi teknolojileri oldu, sonra felsefe oldu, kendimi eğittim. Bunlar da zaten bugünkü sizi oluşturan şeyler... İyi kilerim de bunlar diyebilirim...
"FARKLI DENEYİMLERE SAHİP İNSANLARLA ÇALIŞMAK ÇOK ŞEY KATTI"
İş hayatınızda etkilendiğiniz, örnek aldığınız isimler oldu mu?
İsim olarak verebileceğim biri yok. Çünkü benim düşünce tarzım da o değil. Çünkü herkesin iyi ve kötü yönleri var. Özelliklere odaklanmaya çalışıp onları kendime yapıştırmaya çalışıyorum biraz. Sivil toplum çalışmalarında farklı deneyimlere sahip insanlarla birlikte çalışmak bana çok şey kattı. Birlikte çalıştığımız yıllarda birbirimizi dinledik, istişare ettik ve ortak meseleler için emek verdik. Bu karşılıklı öğrenme ortamını değerli buluyorum.
Bugün de birlikte çalıştığım insanlardan öğreniyorum. Özellikle gençlerin bir konuya yaklaşımı, benim fark etmediğim bir noktayı görmemi sağlayabiliyor. Her şeyi bilen, bütün fikirlerin kendisinden çıkmasını bekleyen bir yönetici anlayışını benimsemiyorum. Farklı deneyimlerin ve düşüncelerin bir araya gelmesini değerli buluyorum. Bunun için de insanların birbirini dinleyebilmesi, gerektiğinde itiraz edebilmesi gerekiyor.
"BİR ÇOCUĞUN NEREDE DOĞDUĞUNDAN, AİLESİNİN GELİRİNDEN BAĞIMSIZ YETENEKLERİNİ GELİŞTİRMELERİNİ SAĞLAMAK SORUMLULUĞUMUZ"
TÜSİAD Başkanı seçildiğinizde Tokat Gazi Osman Paşa İlkokulu'ndan başlayıp TÜSİAD Başkanlığına uzanan hikâyenizi, iyi eğitimin Cumhuriyetimizin herhangi bir yurttaşına kariyer ve sivil toplum görevlerinin yolunu açmasının bir örneği olarak anlattınız ve Atatürk'ü andınız. Gençler için bugün de böyle bir şans görüyor musunuz?
O konuşmada kendi hikâyem üzerinden anlatmak istediğim. Cumhuriyetin eğitim yoluyla açtığı imkânlardı. Bugün de gençlerimizin önünde böyle yolların açılabileceğine inanıyorum. Sorumluluğumuz, bir çocuğun nerede doğduğundan, hangi koşullarda büyüdüğünden veya ailesinin gelirinden bağımsız olarak yeteneklerini geliştirebilmesini sağlamak. Bunun için nitelikli eğitime erişimi ve fırsat eşitliğini güçlendirmeliyiz. Eğitim, toplumsal hayata katılımın ve daha iyi bir geleceğin kapısını açabilmeli.
TÜSİAD olarak ERG ile yayımladığımız eğitim harcamaları raporunda da bu konuya bakıyoruz. Eğitime ayrılan kaynakların yeterli olması kadar, çocuklara adil biçimde ulaşması ve etkili kullanılması da önemli.
Gençlerin öğrendiklerini hayata geçirebilmeleri için de alan açmalıyız. TÜSİAD'ın Bu Gençlikte İŞ Var! programında ücretsiz eğitim ve mentorluk imkânı sunuyoruz. Dönüşümü Hızlandır! programında da üyelerimiz erken aşamadaki girişimlere rehberlik ediyor. Gençlerin fikir geliştirebildiği, deneyimden yararlanabildiği ve sorumluluk üstlenebildiği ortamları çoğaltmalıyız.
DÜNYA EKONOMİSİNDEKİ DEĞİŞİM GEÇİCİ BİR DALGA DEĞİL, REKABETİN COĞRAFYASI DEĞİŞİYOR
Başkan olduktan sonra verdiğiniz ilk röportajda dünyanın yeni bir denge arayışına girdiğini; bloklaşmanın ve korumacılığın arttığını, ticaret akımlarının yeniden şekillendiğini, TÜSİAD olarak üyelerinize ekonomi kadar jeopolitik de anlatacağınızı söylediniz. Çok kısa bir süre sonra dünya ABD-İran-İsrail savaşıyla sarsıldı. Bu sözleriniz ekseninde gelişmeleri nasıl değerlendiriyorsunuz? Üyelerinize düşündüğünüzden daha fazla jeopolitik anlattığınız bir dönem yaşıyorsunuz sanırım...
Evet, ekonomiyle jeopolitiği birlikte değerlendirmek artık çalışmalarımızın temel bir parçası. Ağustos sonunda İzmir'de katıldığım bir toplantıda da vurguladım: Dünya ekonomisindeki değişimi geçici bir dalgalanma olarak göremeyiz. Ticaret, teknoloji ve uluslararası ittifaklar birlikte değişiyor. Ekonomi ve dış politika kararlarını tedarik güvenliği, enerji, savunma, dijital altyapı ve iklim gündemiyle birlikte düşünmek gerekiyor. Böyle bir ortamda planlarımızı değişen koşullara göre sürekli gözden geçirmeliyiz.
Savaşın etkisi, bir işletmenin kullandığı girdiye ve aldığı siparişe kadar uzanıyor. Hürmüz çevresindeki gerilimler enerjinin yanında gübre ve metal gibi girdileri de etkiliyor; maliyetleri, teslimat sürelerini ve planlama imkânını değiştiriyor. Buna enflasyon beklentileri ve finansmandaki sıkılaşma da ekleniyor. Dolayısıyla şirketlerin bu gelişmeleri yatırım ve üretim kararlarının içinde değerlendirmesi gerekiyor.
Rekabetin coğrafyası da değişiyor. Çin'in üretim fazlası ihracat pazarlarımızda baskı yaratırken, teknoloji ve üretimde ulaştığı ölçek küresel rekabetin koşullarını da yeniden belirliyor. Hindistan'ın küresel imalat sanayiindeki ağırlığı artıyor. Avrupa ise ticaret ortaklıklarını genişletirken kendi sanayisini de korumaya çalışıyor. Bu tabloda tedarikçinin fiyatı kadar güvenilirliği ve değişen koşullara dayanabilmesi önem kazanıyor. Türkiye'nin üretim esnekliği, lojistik altyapısı ve Avrupa'yla bütünleşmiş sanayisi değerli avantajlar. Bunları rekabet gücüne dönüştürecek politikaları ve uygulama kapasitesini geliştirmeliyiz.
"TÜRKİYE KESİNLİKLE MADE İN EUROPE KAPSAMINDA OLMALI"
Avrupa'yla ilişkilerimize bu nedenle stratejik bakıyoruz. Türkiye'nin Avrupa'daki yeni sanayi, teknoloji ve savunma düzenlemelerinin dışında kalması, iki tarafın da üretim gücünü zayıflatır. Gümrük Birliği’nin kapsamının genişletilmesini ve işleyişinin güçlendirilmesini, Türkiye'nin "Made in Europe" kapsamında açıkça yer almasını savunuyoruz. AB Sanayi Hızlandırıcı Yasa Tasarısı bu açıdan yakından takip ettiğimiz başlıklardan biri. AB'deki temaslarımızda Türkiye'nin Avrupa değer zincirlerine ne kadar entegre olduğunu ve yeni sanayi politikalarının bu bütünlüğü koruyacak şekilde tasarlanması gerektiğini anlatıyoruz. Ulaştırma bağlantılarını da enerji, dijital altyapı ve üretim bölgeleriyle birlikte ele alan daha geniş bir bağlantısallık perspektifini savunuyoruz.
Üyelerimizle yürüttüğümüz çalışmalarda da bu bağlantıyı kuruyoruz. Küresel Siyaset Forumumuzda Türkiye-AB ilişkilerinin geleceğinden NATO'nun dönüşümüne kadar farklı ana başlıkları diplomasi ve akademik çevrelerden uzmanların katılımıyla değerlendirdik. Jeopolitiği iş dünyasının gündemine taşımaktan kastettiğimiz de bu: küresel siyasi ve stratejik değişimlerin şirketlerimizin rekabet gücü, yatırım kararları, tedarik zincirleri ve pazar erişimi açısından ne ifade ettiğini anlamak ve buna göre hazırlanmak.
TÜSİAD'DA HERKESİN SABAHI, ÖĞLENİ, AKŞAMI ÜLKENİN BÜYÜMESİNE KAFA YORMAKLA GEÇİYOR
TÜSİAD'a 2006 yılından bu yana üyesiniz. Uludağ Gazozları’nın sahibi baba dostu Mehmet Erbak tarafından TÜSİAD'a davet edildiğinizi söylemiştiniz. TÜSİAD'da yönetim kurulu üyeliğinden yuvarlak masa başkanlıklarına kadar birçok görevde bulundunuz. TÜSİAD için eskiden "ateşten gömlek" derlerdi. Şimdi bu tabir de yetmiyor sanırım... Siz bu görevi kabul ederken zorlandınız mı?
TÜSİAD'a katılmamda Mehmet Erbak'ın, sivil toplum çalışmalarımda geçen iki dönem TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanımız Orhan Turan’ın ve TÜSİAD Yüksek İstişare Konseyi Başkanımız Ömer Aras’ın katkıları ve destekleri benim için çok değerlidir.
Bu görevi, sorumluluk anlayışıyla üstlendim. Uzun yıllardır TÜSİAD'ın farklı çalışmalarında yer alıyorum. Bu tecrübe bana, iş dünyasının ortak meselelerine çözüm üretmenin sürekli çalışmayı, farklı görüşleri dinlemeyi ve birlikte hareket etmeyi gerektirdiğini gösterdi. Başkanlıkta da önemsediğim bu çalışma anlayışı. İçinde bulunduğumuz dönemin güçlükleri, yapacağımız işin önemini daha da artırıyor.
TÜSİAD'ın gücü, üyelerinin birikiminden ve ortak çalışma kültüründen geliyor. Biz ekonomik gelişmeyi demokratik ve toplumsal standartların yükselmesiyle birlikte ele alıyoruz. Üretimin ve yatırımın önünü açan, güveni ve öngörülebilirliği güçlendiren bir ortam için çalışıyoruz. Kamu ile iş dünyası arasındaki diyaloğu da bu nedenle önemsiyoruz.
Sorumluluğumuz, hızla ilerleyen küresel ve ülke gündeminde sorunları açıkça ortaya koymak ve çözüm önerilerini somut çalışmalarla desteklemek. Bugünkü gündemimiz de üretimin dönüşümü, uluslararası ilişkiler ve toplumsal kalkınma ekseninde şekilleniyor.
Dolayısıyla ateşten gömlek vesaire denebilir TÜSİAD'da benim gördüğüm şu: Herkesin sabahı, öğleni, akşamı ülkenin büyümesine kafa yormakla geçiyor. Çünkü ülke büyüdüğü zaman toplumun tüm kesimleri hep birlikte kazanım elde ediyor. Bu beni motive ediyor. Neredeyse bir doktora yapmışım kadar öğreniyorum burada. Kendimi geliştirdiğimi hissediyorum. Burası bir okulun ötesinde bence. Çok çok iyi öğrenebildiğimiz bir yer.
"FİNANSMANA ERİŞİMİ RAHATLATACAK, ÜRETİM VE İSTİHDAMI KORUYACAK BİR NEFES ALANI OLUŞTURMALIYIZ"
Türk ekonomisindeki gelişmeleri nasıl görüyorsunuz? Sizce ülke olarak en büyük sorunumuz ne? Hangi konularda acil yapısal dönüşüm olmalı?
Enflasyonun kalıcı olarak düşürülmesi temel bir öncelik. Yüksek enflasyon yalnız maliyetleri artırmıyor, gelir dağılımını da bozuyor. Sanayimiz ise küresel teknolojik dönüşüm. Çin'in rekabet baskısı, içeride sıkı finansman koşulları ve Avrupa'daki zayıf taleple aynı anda karşı karşıya. Enflasyonla mücadeleyi sürdürürken sanayinin finansmana erişimini rahatlatacak, üretim ve istihdam kapasitesini koruyacak bir nefes alanı da oluşturmalıyız. Kısa vadeli destekler seçici, şeffaf ve süresi belirli olmalı; şirketleri verimlilik yatırımlarına yöneltmeli.
Ağustos sonunda Ege Bölgesi Sanayi Odası’ndaki toplantıda da vurguladım; Enflasyonu düşürürken üretim kapasitesinin aşınmasına izin vermemeliyiz. Bunun için bugünün ihtiyaçlarıyla geleceğin dönüşümünü birlikte ele alan bir sanayi stratejisi geliştirmeliyiz.
Türkiye'nin önümüzdeki 10-15 yılını kapsayan, somut hedefleri olan ve uygulaması düzenli izlenen bir sanayi stratejisine ihtiyacı var. Kamu rehberliğinde, iş dünyasının katılımıyla hangi teknolojilere odaklanacağımızı, hangi pazarlarda rekabet edeceğimizi ve küresel değer zincirinde nasıl konumlanacağımızı belirlemeliyiz. Hedefleri açıklamak tek başına yeterli değil; kurumlar arasında eşgüdümü, düzenli istişareyi ve uygulamanın takibini sağlayan bir mekanizma kurmalıyız. İlerlemeyi belirli aralıklarla değerlendirip aksaklıklara zamanında müdahale etmeliyiz. Her kesimin benimsediği ve uyguladığı böyle bir strateji, sanayimize öngörülebilir bir ortamda plan yapma imkânı verir.
TÜSİAD Maliyet Bazlı Rekabet Gücü Endeksiyle sanayinin maliyetlerini rakip ülkelerle karşılaştırıyor, verimlilik gelişmelerini de izliyoruz. Böylece politika önerilerini sektörlerin karşılaştığı koşulları somut verilerle değerlendirerek geliştiriyoruz.
Tarımda da orta vadeli bir bakışa ihtiyacımız var. Gıda enflasyonunu yalnız son fiyat üzerinden açıklayanlayız; genel maliyet artışlarının yanında üretim ve dağıtımın yapısal sorunlarını da çözmeliyiz. Çiftçi bir ürünün fiyatı düşünce ertesi yıl başka ürüne yöneliyor; bu kez ilk üründe arz sorunu yaşanabiliyor. Üreticinin sağlıklı bilgiyle karar verebildiği bir planlama yaklaşımı, soğuk zincir, lojistik ve hal sistemindeki sorunların çözümüyle birlikte ele alınmalı. Enflasyonla mücadele ile tarımın yapısal dönüşümü birlikte ilerlemeden gıda fiyatlarında kalıcı iyileşme sağlamak zor.
Eğitim, hem sanayinin ihtiyaç duyduğu insan kaynağını yetiştirmek hem daha adil gelir dağılımı için belirleyici. Vergi adaletini güçlendiren, kayıt dişiliği azaltan, gençleri ekonomiye dahil eden, kadınların istihdama eşit fırsatlarla katılımını ve bakım hizmetlerini destekleyen politikalar da gerekli.
Tüm bunların zemini ise hukuk güvenliği, güçlü demokratik standartlar, rekabet ve şeffaflıkla desteklenen bir yatırım ortamıdır. Üretken yatırımları artırabilmek için öngörülebilirliği güçlendirmeliyiz. Sanayi stratejisini, tarımın dönüşümünü ve yatırım ortamının iyileştirilmesini birlikte ele alan, uygulamada karşılığı olan adımlara ihtiyacımız var. Kısa vadeli çözüm ve orta-uzun vadeli planlamayı bir an önce yapıp hem şirketlere nefes aldırmalı hem de uzun vadeli dönüşümü hızlandırmalıyız. TÜSİAD üzerine düşenleri bugüne kadar yaptı. Bundan sonra da yapacak.
"TAM SAHA PRES DEVAM EDECEK, ÇİN'DE TÜRK ŞİRKETLERİ AÇISINDAN İŞ BİRLİĞİ VE REKABET BOYUTLARINI DEĞERLENDİRECEĞİZ"
TÜSİAD'ın önceliklerini uluslararası ilişkiler ve AB, ekonomik ve sosyal alanda yapısal dönüşüm politikaları ile dijital ve yeşil dönüşüm olarak sıralamıştınız. Bu sıralama değişti mi, ya da yeni öncelikler eklendi mi?
Ekonomik ve sosyal kalkınma, küresel ilişkiler ve AB. iş dünyasında dönüşüm başlıklarını birbirinden ayrı düşünmüyoruz. Gündemdeki riskler değiştikçe bazı çalışmalar daha acil hale geliyor; ancak üretimin rekabet gücünü, sürdürülebilirliği, demokrasiyi ve toplumsal refahı esas alan kalkınma hedefimiz devam ediyor.
Örneğin yeşil dönüşüm, pazar erişimi ve finansmanla doğrudan ilgili. Avrupa'daki yeni sanayi yaklaşımı içinde güçlü biçimde yer almak istiyorsak, sanayinin karbonsuzlaşması, enerji verimliliği ve dönüşüm yatırımlarının finansmanı birlikte ilerlemeli. Gümrük Birliği’nin işleyişini ve ekonomik entegrasyonumuzu güçlendirecek adımlarla, şirketlerimizin dönüşümü aynı gündemin parçaları. Günlük ekonomik baskılar bu ihtiyacı ortadan kaldırmıyor. Dijital dönüşümde de bu yaklaşımı uygulamaya taşıyoruz.
Haziran ayındaki Yüksek İstişare Konseyi toplantısında da bu bağlantıyı vurguladım. Ekonomik şoklara hızla uyum sağlamak değerli ama bunun yanına verimliliği, teknolojiyi ve kurumsal kapasiteyi koymamız gerekiyor. Enflasyonla mücadele ederken üretim ve ihracat kapasitesini korumak, çalışanların becerilerini geliştirmek ve dönüşüm yatırımlarını sürdürmek zorundayız.
Kalkınmayı da büyümenin tüm kesimlere yansıdığı, gelirin daha adil paylaşıldığı ve yaşam standartlarının yükseldiği bir süreç olarak görüyoruz.
Yurt dışında "tam saha pres" mottonuz var. Bu çerçevede neler yaptınız, önümüzdeki dönemde neler planlıyorsunuz?
"Tam saha pres" derken. Türkiye'nin dünyayla ekonomik bağlarını bütün kanalları kullanarak güçlendirmeyi kastediyoruz. Avrupa'nın yanı sıra Amerika. Çin ve Körfez'deki ağlarımızı da daha etkin değerlendirmek; yurt dışındaki Türk profesyonellerin ve girişimcilerin birikimini bu çalışmalara katmak istiyoruz. Temsilciliklerimiz ve BusinessEurope üyeliğimiz, bu temasları sürekli kılmak için önemli imkânlar sunuyor.
Avrupa dışında Japonya. Malezya. Birleşik Arap Emirlikleri ve Katar gibi ülkelerden heyetlerle ticaret ve yatırım ilişkilerini görüştük. Yönetim Kurulu heyetimizin Şam temaslarında yeniden yapılanma, altyapı ve finansmana erişim gibi iş birliği alanları ele alındı.
Başkanlığı üstlendiğimden bu yana Berlin. Roma. Paris ve Madrid'de ilgili bakanlıklar ve iş dünyası örgütleriyle temaslar gerçekleştirdik. Önümüzdeki dönemde AB kurumlarıyla yürüttüğümüz diyaloğu, üye ülke başkentlerindeki çalışmalarla birlikte ilerletmek istiyoruz. Ekonomik ortaklığımızı somut kurallara ve uygulamaya taşıyacak ortak bir yol haritasına ihtiyaç var.
Gümrük Birliği'nin işleyişinin güçlendirilmesi ve kapsamının genişletilmesi öncelikli gündemimiz. Hizmetler, kamu alımları, tarım, yatırımlar, dijital ekonomi ve yeşil dönüşüm alanlarında daha ileri bir bütünleşmeyi önemsiyoruz. Türkiye'nin "Made in Europe" kapsamında açıkça yer alması, şirketlerimizin pazara erişimi ve yatırım kararları açısından önemli.
Önümüzdeki dönemde Çin'e gerçekleştireceğimiz ziyarette yapay zekâ, robotik, akıllı üretim ve e-ticaret gibi alanları yerinde inceleyecek, Türk şirketleri açısından iş birliği ve rekabet boyutlarını birlikte değerlendireceğiz. Amerika ve Körfez'deki ağlarımızı da daha etkin kullanmayı hedefliyoruz. C0P31 sürecinde ise kamu, iş dünyası ve uluslararası finans kuruluşlarıyla sanayinin dönüşüm finansmanına erişimi için çalışıyoruz. Türkiye'nin yenilenebilir enerji kapasitesini ve üretim birikimini yeni yatırımlara dönüştürebilmesi önemli.